|
|
Saddam’ın idamı
Emperyalizmin Kurban Bayramı!
İşçi Mücadelesi
Bu yıl Kurban Bayramı’nda ilk boğazlanan kurbanlık Saddam
Hüseyin oldu. 30 Aralık Cumartesi sabahı Kurban Bayramı’nı Türkiye’den bir
gün önce kutlamaya hazırlanan Irak’ta şafak sökerken dört cellat Saddam’ı
astı. Böylece, ABD emperyalizmi Irak’ta işlediği sayısız cinayete bir
yenisini eklemiş oldu. Yenilgiye uğrattığı ve işgal ettiği Irak’ın savaş
esiri cumhurbaşkanını soğukkanlılıkla öldürdü. Yaşanan olaya başka bir ad
verilemez. Bu ABD’nin başka bir ülkenin başkanına karşı taammüden işlediği
bir cinayettir. Bu cinayetin kılıfı olarak Washington’un kuklalarına
düzenlettiği bir mahkemede Saddam’ı sözde yargılamış olması hiçbir anlam
ifade etmez. Saddam’ın idamı bir cinayettir.
Hiç kimse yanlış anlamasın. Saddam Hüseyin’in acımasız
bir diktatör olduğu, başta Kürt halkı olmak üzere Iraklılara çok ağır
baskılar, katliamlar uyguladığı ortadadır. Sorun Saddam’ı bu suçları
dolayısıyla ABD’nin soğukkanlı biçimde katledip edemeyeceğidir. Saddam’ın
idam kararı Bağdat’ta değil Washington’da verilmiştir. Irak hâlâ işgal
altında bir ülkedir. İşgal altında bir ülkede bağımsız ulusal mahkeme olmaz.
Üstelik, bu dava sırasında savunma avukatlarından ikisi öldürülmüştür,
mahkemenin ilk baştaki yargıcı sanıklara fazla taviz verdiği için idari
yöntemlerle görevden alınmıştır, son derce karmaşık bir davada temyiz
mahkemesi bir ay içinde karar vermiştir, infaz ise yangından mal
kaçırırcasına yapılmıştır. Bu yargı sürecinin iler tutar tarafı yoktur. Daha
da önemlisi, Saddam Hüseyin ABD silahlı kuvvetlerinin elinde bir savaş
esiriydi. Dolayısıyla, savaş hukukunu düzenleyen Cenevre Sözleşmeleri
gereğince belirli haklara sahipti. Hiçbir uluslararası hukuk kuralı savaş
esirlerinin kasıtlı biçimde öldürülmesine cevaz vermez. Dolayısıyla,
Saddam’ın idamı hukukun gereği olmak bir yana uluslararası hukukun en kaba
biçimde çiğnenmesidir!
İki diktatör: Pinochet ve Saddam
Emperyalizme ve savaşa karşı, insan haklarından
yana birçok insan yine de tereddüt edebilir: Saddam Hüseyin zalim bir
diktatör olduğuna, başta kaldığı çeyrek yüzyıl boyunca birçok cinayet
işlediğine, hatta sivillere karşı Halepçe’de olduğu gibi kitlsel kıyımların
sorumluluğunu taşıdığına göre, ABD’nin amaçları ne olursa olsun, idam
edilmiş olması yine de iyi olmamış mıdır? Saddam’ın öldürdüğü nice insanın
yakınları açısından hak yerini bulmamış mıdır? Hayır, Saddam’ın idamı
dünyanın hiçbir yerinde, Irak’ta bile ezilen kitleler için, hatta Halepçe
katliamına uğrayan Kürtler için bile olumlu bir gelişme olmamıştır. Çünkü
Saddam’ın idam edilmesinin nedeni cinayetleri değildir. Emperyalizme kafa
tutmaya cüret etmiş olmasıdır!
Emperyalizm tarihte hiçbir diktatörü halka zulüm
uyguladığı için cezalandırmamıştır. Bu zulüm kendi çıkarlarına uygun
olduğunda, hatta kendi çıkarları adına işlendiğinde yargılamak ve
cezalandırmak bir yana, cezasız kalması için özel çaba göstermiştir. Saddam
dünyanın tek diktatörü mü idi? Bu son on yıl içinde emperyalizme bağımlı
ülkelerde nice diktatör hayata gözlerini yatağında huzur içinde kapatmıştır.
Bunlar arasında örneğin Endonezya’da 1965’te darbe yaptıktan sonra bir
milyona yakın komünisti öldüren ve ülkeyi otuz yıldan fazla demir yumruğu
altında inleten Suharto vardır. Mesela, Kongo’da, Afrika’nın en cesur
anti-emperyalistlerinden biri olan Lumumba’yı emperyalistlerin devirmesinden
sonra başa gelen işbirlikçi diktatör Mobutu vardır. Emperyalizm bunları ve
benzerlerini kendisi başa getirmiş, halka yönelik ağır baskı uygulamalarını
desteklemiş, bu suçlarının cezasız kalması içinde elinden geleni ardına
koymamıştır. Anlamlı bir rastlantıyla, son bir ay içinde emperyalizme
bağımlı iki ülkede iki eski diktatör öldü. Bunlardan biri emperyalizmin
1973’te halkın oyuyla seçilmiş sosyalist bir başkanı devirmek için
desteklediği Şili diktatörü Pinochet idi. Emperyalizm Pinochet’nin
Saddam’dan hiç aşağı kalmayan suçları dolayısıyla yargılanmaması için büyük
çaba gösterdi. 2002’de Britanya devleti Pinochet’yi bir İspanyol yargıç
tarafından yargılanmaktan kurtardı. Ölümünden sonra da Britanya
emperyalizminin baş temsilcilerinden Margaret Thatcher “sevgili dostu”
Pinochet’nin ölümünden duyduğu üzüntüyü dünyaya ilan etti.
Saddam’ın kaderi Pinochet’ninkiyle nasıl karşıtlık
oluşturuyor! Biri rahat yatağında öldü, öteki dar ağacında can verdi! Çünkü
biri emperyalizme hizmet etmişti, öteki ise bir süre emperyalizme hizmet
ettikten sonra ona kafa tutmuştu!
Emperyalizm var oldukça bu adaletsizlik devam edecektir.
Bu bu adaletsiz sistemde Kürt halkının kurtuluşunu sağlamak da mümkün
olmayacaktır. Bunun için Saddam’ın ölümünün emperyalizm dışında kimseye
yararı yoktur.
Halepçe’nin ve hardal gazının hesabını verin!
Müttefiklerine bile yararı yoktur. Emperyalizmin bu
küstahça davranışı emperyalizme bağımlı dünyanın bütün rejimlerine ve bu
rejimlerin yöneticilerine gözdağı veriyor. Unutulmasın, Saddam 80’li
yıllarda İran’ın İslami rejimine savaş açtığında emperyalizmin müttefki idi.
Aradan yirmi yıl geçtikten sonra 30 Aralık sabahı ölü bedeni idam sehpasında
sallanıyordu. Bugün ABD’nin müttefiki olanlar bile, yarın “yoldan
çıktıkları”, yani ABD’ye kafa tutmaya başladıkları takdirde kendilerini de
benzer bir kaderin bekliyor olabileceğini biliyorlar artık. İdamın caydırıcı
bir etkisi varsa, bu infazın emperyalizme kölece bağlı ülkelerin
yöneticilerine soğuk terler döktürmüş olduğundan kuşku duymak için bir neden
yok!
Ama Saddam’ın idamının tek amacı bu değildir. Hele hele
hızla idam edilmesinin amacı hiç bu değildir. Herkes biliyor ki, bu süratin
nedeni, Irak direnişinin belini kırmak da olamaz. Muhtemelen bu idam
sonrasında gerek direniş, gerekse mezhep savaşı daha da şiddetlenecektir.
Bunu Saddam’ın ölümünden sonra Bush’un kendisi bile açıklamıştır.
Saddam Hüseyin, Irak’ın başında bulunduğu çeyrek yüzyıl
boyunca birçok suç işlemişti. Bunlar arasında 1982’de Duceyl’de kendisine
suikast hazırlayan Şiileri idam ettirmesi hiç de ön planda yer almıyordu.
Eğer önem bakımından sıralanacak olsa, Saddam’ın suçlarının başında 80’li
yılların sonunda Kürt halkına karşı yürüttüğü kitlesel kıyım (Enfal) ve bu
bağlamda Halepçe’de binlerce sivilin hardal gazı ile katledilmesi gelir.
Bunun yanı sıra, 1980-88 arasında emperyalizm adına İran ile tutuştuğu
savaşta başta gençler olmak üzere bir milyon insanın ölmesi, bu bağlamda
İran askerlerini da aynen Kürt sivilleri olduğu gibi gazla katletmesi gelir.
Peki şimdi Enfal, Halepçe ve İran savaşı suçları ne olacak? Bu davaların
düşeceğine dair haberler var. Ama bu davalar devam edecek olsa bile, çok
fark etmez. Bu suçların işlenmesinde yer alan en üst düzeydeki siyasi
sorumlular birer birer temizlenmiştir. Saddam’dan sonra rejimin önde gelen
iki başka şahsiyeti idam bekliyor. Saddam’ın oğulları Uday ve Kusay “ölü ele
geçirilmişti”. Dolayısıyla, bundan sonra bu davalar görülse bile, gazın
atılması emrini veren general veya bu emri uygulayan komutan düzeyinde
davalar olacaktır. Ayrıca, sanık sandalyesinden Saddam oturmadığı için
dünyanın gözü kulağı bu davalarda olmayacaktır. Bu da Enfal’in, Halepçe’nin
ve İran savaşında işlenen savaş suçlarının siyasi yönünün karanlıkta
kalmasına yol açacaktır. Bakın, Saddam’ın zulmünden en çok çekmiş olan Kürt
halkının vekillerinden biri, Kürt Sosyalist Partisi sorumlusu Mahmut Osman
bile Saddam’ın erken idam edildiğini söylüyor. “Bütün dosyalar açılmalıydı”
diyor.
Bütün dosyaların açılmasının önemi şurada yatıyor: eğer
bu yapılabilseydi, bu katliamlarda Saddam’ın müttefiklerinin kimler olduğu,
Kürtler ve İranlılara karşı kullandığı hardal gazını hangi ülkelerden temin
ettiği, para, lojistik, istihbarat ve silah desteğini hangi ülkelerden
aldığı ortaya çıkacaktı. Yani ABD’nin, Britanya’nın, Fransa’nın, o dönemdeki
adıyla Federal Almanya’nın Saddam’a hardal gazı ve antraks (şarbon) sattığı
anlaşılacaktı. CIA, MI-6 ve öteki Batı istihbarat örgütlerinin yardımı
ortaya çıkacaktı. Bakın, daha geçenlerde, Enfal davasında savcı sunacağı
delillerin Türkiye’nin sorumluluğunu ilgilendirdiği gerekçesiyle
mikrofonları kapattırmadı mı? Demek ki, bugün emperyalizmin işgali altındaki
kukla mahkeme emperyalistlerin ve emperyalizmin Türkiye gibi müttefiklerinin
bu katliamlardaki sorumluluğunu gizlemek için özel bir çaba gösteriyor! Bu
bile kendi başına düşündürücü olmalı. Saddam’ın yangından mal kaçırır gibi
idam edilmesi, 1980’li yılların suçlarında emperyalizmin ve müttefiklerinin
sorumluluğunun bütün dünyanın gözleri önünde teşhir edilmesini engellemek
içindedir. Duceyl davası gibi ikincil bir dava bunun için ilk sıraya
konulmuş, Saddam bunun için erkenden idam edilmiştir. Saddam, Halepçe ve
İran savaşlarındaki insanlık suçlarının üzerini kapatmak amacıyla günah
keçisi olarak boğazlanan kurbanlıktır!
Öyleyse, bütün dünyanın anti-emperyalistlerinin, savaş
karşıtlarının, insan hakları savunucularının, görevi açıktır. Saddam’ın
idamına “oh olsun!” diye yaklaşmak, insanlık düşmanı asıl güçlerin
gizlenmesine hizmet eden bir siyasi kararı alkışlamaktır.
Halepçe’de ve İran savaşında kullanılan gazların
bütün sorumluları araştırılsın!
Emperyalistlerin cinayetlerine son!
Emperyalizm Ortadoğu’dan dışarı!
Yaşasın Irak,
Filistin ve Lübnan direnişleri Sürekli savaşa karşı sürekli devrim! |