Anasayfa » Gündemdekiler

 

Yazdırılabilir versiyonu görintelemek için tıklayın...Yazdırılabilir Versiyon

“İstikrarsızlaştırma” operasyonları

Yeni bir askeri müdahale hazırlanıyor

İşçi Mücadelesi

Devletin derini, bugün Türkiye’nin en devlet yanlısı günlük gazetesi olan Cumhuriyet’i bombaladı! Devletin derini, devletin en önemli kurumlarından biri olan Danıştay’a baskın düzenledi ve bir üyesini katletti! Tabii, her ikisinde de eylemleri radikal İslamcıların yaptığı izlenimini yaratmaya özel bir özen göstererek. İlkinde bombacısını “Allahü ekber!” diye bağırtarak. İkincisinde, suikastçisine kurşunlarını boşaltmadan önce “ben Allah’ın askeriyim” dedirterek.

Sözde radikal İslamcı ajan provokatörün faşist-mafya-derin devlet bağlantıları birkaç gün içinde ortaya döküldü. Ama burjuvazinin kalemşörleri bu gerçeği kabullenmek istemediler. Ertuğrul Özkök olayın ertesinde derhal “Miadını doldurmuş komplo teorileri” başlıklı bir yazı yazdı. O yazının mürekkebi kurumadan, ertesi gün hazretin gazetesinin birinci sayfası “Susurluk’la kol kola” manşetiyle çıktı! Bombacı ve suikastçi Alparslan Arslan’ın bağlantısı müstafi yüzbaşı Muzaffer Tekin’in, Susurluk sırasında suçu mahkeme kararıyla sabit olmuş olan polis şefi İbrahim Şahin ve “Yeşil”in telefonunun sahibi general Veli Küçük ile dostluğu ve yakınlığı bütün basında çarşaf çarşaf fotoğraflarla ortaya konuldu. Emperyalizm yanlısı Batıcı-laik basın, İslamcı gazetelere yapılan “servis” dolayısıyla gazetecilik bakımından rekabet mecburiyeti ile burjuva devletini koruma içgüdüsü arasında sıkıştı kaldı. Haberler ve fotoğraflar, Cumhuriyet ve Danıştay olaylarını Kontrgerilla’nın, yani Susurluk’un, yani derin devletin düzenlediğini haykırıyordu. Ama yazarlarımız bir türlü gözlerinin önündeki kanıtlardan ikna olamıyordu! Türkiye burjuvazisinin hakim Batıcı-laik kanadı, sonunda kontrgerillanın kollarına sığınmıştır!

Ama sadece onlar mı? Kökten Kemalizmin ve “ulusalcılığın” bataklığında çırpınmakta olan sözde solcular, anti-emperyalist ve emek yanlısı olduklarını iddia ederken birden kendilerini Susurluk’u, derin devleti, Kontrgerilla’yı savunurken buldular. “Bu bilgileri kim sızdırıyor?” diye sordular. Ama Susurluk döneminde de bilgi sızdırılıyordu, kimse de şikâyet etmiyordu. Deyin ki, polis-MİT-TSK üçlüsü arasında rekabet var. Deyin ki hükümet baskı yapıyor. Bu kadar vahim bir durumda, önemli olan bilginin neden basına sızdırıldığı mı, yoksa bilginin kendisi mi? Yoksa gerçeği bilmek mi istemiyorsunuz? Cumhuriyet gazetesi kendi binasını bombalayanların ceza yememesi için mi mücadele ediyor? Günlerce Muzaffer Tekin’in kirli ilişkileri ortaya dökülürken, “ulusalcı” sözde sol, güneşi balçıkla sıvamaya çalıştı. Böylece, daire kapanıyor. 28 Şubat’ta TSK’yı, ardından YÖK’ü destekleyen kapıkulu sol, sonunda kontrgerillanın destekçisi haline geldi. Ama hani siz anti-emperyalisttiniz? Ve topunuz televizyonlara çıkıp, Türkiye’nin son kırk yıllık tarihinde yadsınamayacak bir gerçeklik olan kontrgerillanın bütün suçunu ABD emperyalizminin üstüne atıyor, Türkiye burjuvazisini ve devletini böylece aklamaya çalışıyordunuz. Nerede kaldı anti-emperyalizminiz? ABD’nin “istikrarsızlaştırma” operasyonlarını bile destekliyorsunuz. Siz nasıl yüzü kızarmaz insanlarsınız! Nasıl böylesine alçalabiliyorsunuz! Kapıkulu solun anti-emperyalistlikle hiçbir ilgisinin olmadığı, TSK ile birlikte ABD yanlısı olduğu bu olayla birlikte somut olarak ortaya çıkmıştır!

Müstafi yüzbaşı Muzaffer Tekin’in tutuklanmayıp salıverilmesi ile birlikte, hem burjuva basını, hem de kapıkulu sol, “hükümetin komplosu çöktü” buyurdular. Öyle mi? Bir: tutuksuz yargılanmak ne zamandan beri masumiyetin kesin kanıtı oluyor? İki: Susurluk döneminde bütün suçlular “yüce Türk adaleti” tarafından cezalandırıldı da şimdi o yüzden mi, bir tutuklamama kararı dolayısıyla, Muzaffer Tekin’in konuyla ilgili olmadığını düşünüyorsunuz? Üç: Muzaffer Tekin ile Alparslan Arslan arasındaki bütün telefon konuşmaları hayal miydi? Dört: Peki, diyelim Muzaffer Tekin’in suçla hiç ilgisi yok. Hürriyet gazetesinin kendisi Alparslan Arslan’ın suç arkadaşları nezdinde “Polat Alemdar” takma adını kullandığını yazmadı mı? Ve her şeyi bir yana bırakın: Makine Kimya Endüstrisi Kurumu, Cumhuriyet gazetesine atılan üç bombanın da Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na 1975 ve 1985’te teslim edilen bombalardan olduğunu resmi bir raporla açıklamadı mı? Alparslan Arslan’ın bir radikal İslamcı militan değil, olsa olsa bir ajan provokatör olduğu bütün tablodan apaçık belli değil mi?

Bütün bunlar göz önüne alınınca ilerici işçi sendikalarının Danıştay’ın ertesi günü Anotkabir’de ve cenazede bulunmakla yaptığı hatayı tekrarlamakta ısrar etmesini (mesela İzmir’de düzenlenecek miting için imza vermek gibi) ya da KESK başkanının “şimdi ‘laik Türkiye’ demenin zamanıdır” sözünü kabul etmek mümkün değildir. Sendika hareketini kapıkulu solun ideolojik-politik hakimiyetinden kurtarmak bütün sınıf sendikacıları için yakıcı bir görevdir.

Türkiye’de bir askeri müdahale hazırlıkları başlamıştır. Yaşananlar da bu müdahaleye zemin yaratacak “istikrarsızlaştırma” operasyonlarıdır. Çünkü İran savaşı yaklaşmaktadır ve ABD bu hükümetten kurtulmak istiyor. Çünkü Türkiye’nin büyük burjuvazisinin hakim kanadı bu hükümetten uzaklaşmıştır: ne dış ilişkileri yürütüşüne, ne de ekonomi yönetimine güveni kalmıştır ve İslami meseleleri ortaya atıp gerilimi yükseltmesinden rahatsızdır. Çünkü TSK ve yandaşı sözde laik cephe Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını ne pahasına olursa olsun engellemek kararlılığındadır.

Türkiye’nin düğümü en geç bir yıl içinde ya seçimlerle, ya da seçim dışı yollarla çözülecek. Peki sosyalist sol ne yapıyor?


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |