|
|
Adaylığımızın anlamı nerede gizli?
İşçi Mücadelesi
Tarihte öyle
dönemler ve anlar vardır ki, siz bir adım öne çıkmasanız da, önde olmak için
çaba harcamasanız da, diğerlerinden bir adım önde olursunuz. Çünkü yanınızda
duran herkes bir adım geri çekilmiştir. Artık siz de ya onlarla beraber geri
çekileceksinizdir ya da tarihin ve hayatın size yüklediği görevi kabul edip
daha da ileri gitmek için yükleneceksinizdir.
İşte 2007
Genel Seçimleri yukarıda bahsi geçene benzer bir durum ortaya çıkardı.
Öyle bir durumdu ki -ve hâlâ devam ediyor- 1990 başlarında Sovyetler
Birliği’nin çöküş sürecinden sonra yaşananları bir kez daha hatırlattı,
yaşattı. O günleri hatırlayalım “tarihin sonu gelmişti”, “işçi sınıfı
tamamen bitmişti”, “sınıflar belirsizleşmişti”, “sınıfsal bir duruşa,
perspektife, değerlendirmeye gerek kalmamıştı”, “işçi sınıfı buharlaşmıştı,
tarihsel değiştirici görevinin sonuna gelmişti”. Bununla beraber “işçi
sınıfı” diyenler derhal çağdışı ilân edilmiş, konuşmalarına bu şekilde
başlayanlar veya bu kavramları kullananlar dinozorlukla suçlanmış, adeta
orta çağdaki cadılar misali lanetlenmişti! İşte bizler 2007 Genel
Seçimlerinde o uğursuz anları bir kez daha yaşadık.
Sağı
biliyoruz, bu başlıkta adlarını anmanın gereği bile yok, zaten CHP ve
benzerlerini de sol olarak görmüyoruz. Ama şunu vurgulamak gerekir ki,
eskiden gerek muhalefetteki sağ partiler, gerekse sözde sol CHP ve şürekâsı
işçi ve emekçilere birtakım vaatlerde bulunurdu, bol keseden atardı. Ancak
bu seçimde emekçileri o denli yok saymış olacaklar ki, vaatte bulunma
gereğini dahi görmediler. Halk arasındaki yaygın deyişle işçi sınıfını “adam
yerine koymadılar”...
Fakat bu
seçimde çok daha çarpıcı şeyler yaşandı ki, işte o bize 90’lı yılların
başlarını hatırlattı, gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi geçirdi o
günleri... Çünkü bırakalım “işçi sınıfını”, “sınıfsal bakışı”, sosyalist
sol ve Kürt Hareketi de “emekçiler” dahi demedi...
Abarttığımızı mı düşünüyorsunuz? Bin Umut Adayları adına yayınlanan bildiri,
broşür, belge, afiş ve pankartlar ortada, yapılan seçim konuşmaları ortada…
Ender olarak “emeğin sorunları”na bulanık biçimde değinilmesinin dışında
işçi ve emekçiler gündeme dahi getirilmedi. Emekçilere yönelik bir program
dahi sunulmadı adı geçen ekiplerin kampanyalarında. İşçinin, emekçinin adı
hak getireydi artık... ÖDP, EMEP, SDP, DTP ve yazdığımız takdirde sayfayı
dolduracak kadar çok olan bir dizi siyasi grup yan yana durmalarına rağmen,
“birlikteyiz” demelerine rağmen ortak bir program dahi sunamadılar
savundukları emekçilere!
İstanbul
2. Bölge söz konusu olduğunda Türkiye’nin bir panoraması çıktı ortaya!
Ortak Sol Aday diye diye Baskın Oran’ı çıkardılar karşımıza...
Ağzından bir kez “emekçi” lâfını duyana aşk olsun! Tam bir liberal kampanya
örgütlendi sol adına Baskın Oran etrafında ve emekçilere hiçbir şey demeyen
bu kampanyanın peşine takıldı bir yığın solcu(!).
Yukarıdaki
gibi zuhur eden böyle bir tablo karşısında yapılacak tek bir şey kalmıştı:
İşçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesinin onurunu korumak... Ortaya
çıkan tablo bu seçimden emekçilerin hiçbir şey kazanamayacağını gösteriyordu
ama en azından işçi sınıfı ve emekçilerin onuru korunmalıydı. “İşçi
sınıfı vardır” denmeliydi! Bunu elbette diğer yoldaşlarımızla beraber
söylemeye hazırdık! Çünkü sosyalist hareketle Kürt hareketinin basit bir
program temelinde yan yana gelmesi anlamını taşıyan bir Üçüncü Cephe
için tam bir yılımızı harcadık. Ancak seçim zamanı gelip de işçi sınıfı ve
emekçilerin onur kavgası başladığında neredeyse tüm dostlar bir adım geri
çekildi. Artık önde Emekçiye Bağlı Sermayeden Bağımsız Aday
kampanyası, onun adayı Sungur Savran ve kampanya militanları
kalmıştı. Ya geri çekilip o güne kadar söylediklerini inkâr edeceklerdi, ya
da bu seçimlerde işçi sınıfının onurunu savunma ve koruma görevini üstlenip
kolları sıvayacaklardı, küçük de olsa bir başlangıç yapacaklardı. Elbette ki
ikincisini kabullendiler ve yola koyuldular.
Adaylık
başvurusunun son günü Doğan Erbaş’ın Bin Umut adayları adına sahneye
çıkması da bir şey değiştirmedi. Biz Kürt halkının mecliste olma hakkını
sonuna kadar savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Ancak emekçilere somut
bir program sunmayan, programı geçtik, bir iki somut talep dahi
dillendirmeyen bir kampanyanın ardına dizilemeyiz; emekçileri emeğin
talepleri çerçevesinde oraya oy vermeye çağıramayız. Ama Bin Umut adayı
Doğan Erbaş etrafında da azımsanmayacak kadar çok sosyalist grup bir araya
geldi. Bu gruplar tutarlı bir emek programını en azından İstanbul 2. Bölgede
savunsalardı, eminiz ki emekçiler açısından bu kadar etliye sütlüye
dokunmayan bir kampanya ortaya çıkmazdı. Fakat sosyalistler bu görevi
savsaklayınca ortaya emekçilere somut hiçbir şey söylemeyen bir kampanya
çıktı.
Sözün özü,
bu seçimlerde işçi sınıfı ve emekçiler yalnızca burjuva partileri
tarafından değil, bir ilk olarak, sosyalist sol ve Kürt hareketi tarafından
da önemsenmemiştir. Deyim yerindeyse itilip kakılan, oradan oraya sürüklenen
bir çocuk yerine konmuştur. Birilerinin hem işçi sınıfı ve emekçilere
hem de ona böyle bir pozisyonu lâyık görenlere, o çocuğun bir gün
büyüyeceğini ve tüm ipleri ellerine alacağını hatırlatması gerekiyordu.
Bugün başlayan bu onur kavgasının, varlık yokluk davasının bir gün uyuyan
devi uyandıracağını, devranın döneceğini belletmesi gerekiyordu; tarihin bu
yaşananları asla unutmayacağını, hiçbir şeyin kimsenin yanına kâr
kalmayacağını ifade etmesi gerekiyordu. İşte DİP Girişimi (İşçi
Mücadelesi) olarak biz, Ezilenlerin Kurtuluşu, Toplumsal Özgürlük Platformu
ve Emekçiler Kültür Derneği ile birlikte; "Emekçiye Bağlı Sermayeden Bağımsız
Aday - İşçinin Emekçinin Ezilenin Sosyalist Seçeneği" kampanyası adına bu görevleri yerine getirmeye çalıştık.
Adaylığımızın anlamı tam da bu noktada gizlidir. Biz üstlendiğimiz görevleri
başarıyla yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Varsın aldığımız oylar son
derece düşük olsun! Varsın işçi sınıfı ve emekçiler bugün bize kulak
vermekle birlikte oy vermemiş olsunlar! Biz bu adaylığı oy için koymadık.
Birçok açıklamamızda ve belgemizde bizim için önemli olanın oy olmadığını,
işçi sınıfını siyaset sahnesine çağırmak olduğunu açıkça söyledik. Biz
tarihsel görevimizi yaptık. Bugün olsa yine yaparız! |