Anasayfa » Gündemdekiler

 

Yazdırılabilir versiyonu görintelemek için tıklayın...Yazdırılabilir Versiyon

Cumhuriyet tarihinin beşinci askeri müdahalesi

 

İşçi Mücadelesi

 

27 Nisan askeri müdahalesi başlamış bulunuyor. Bu cumhuriyet tarihinin beşinci askeri müdahalesidir. Bunlardan 27 Mayıs ve 12 Eylül müdahaleleri açık askeri darbelerdi. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ya emir ve komuta zinciri içinde (12 Eylül 1980), ya da kendi içinden bir grup eliyle (27 Mayıs 1960) ülkenin yönetimine doğrudan doğruya el koymuştu. Buna karşılık, öteki iki girişim, yani 12 Mart 1971 ve 28 Şubat 1997, varolan kurumsal yapıyı bütünüyle ilga etmemiş, parlamentoyu feshetmemiş, kendi işini parlamentonun iradesine müdahale ederek ve hükümeti basınç yoluyla düşürerek yapmıştır. Bu son iki girişimde ortak olarak kullanılan yöntem, TSK’nın, talepleri yerine getirilmediği takdirde bir darbe yapılacağı tehdidini üstü pek az örtülmüş biçimde ifade eden bir muhtıra vermiş olmasıdır. İşte 27 Nisan askeri müdahalesi bu yönüyle şimdilik 12 Mart ve 28 Şubat’a benziyor. “Şimdilik” diyoruz, çünkü bu muhtırada örtülü olarak yapılan talep hükümet ve parlamentodaki AKP çoğunluğu tarafından yerine getirilmezse, yani Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi her şeye rağmen gerçekleşirse, ordunun bir darbe ile yönetimi ele almaya girişmesi ihtimali de vardır. Unutulmasın ki, 12 Eylül darbesinden dokuz ay önce, 1979 Aralık ayının son günlerinde, TSK hükümete bir muhtıra vermişti. Muhtıranın gerekleri yerine getirilmeyince ordu 12 Eylül 1980’de yönetimi ele almıştı. Demek ki, 27 Nisan askeri müdahalesinin uzak olmayan bir gelecekte tam bir askeri darbeye dönüşme ihtimali de vardır. Bu durumda, aynen 12 Mart’ın işçi sınıfı hareketine ve sosyalist sola karşı 12 Eylül’ün provası olması gibi, 28 Şubat da İslamcılığa karşı bu yeni darbenin provası niteliğini kazanacaktır.

27 Nisan gecesi Genelkurmay başkanlığı adına Genelkurmay’ın internet sitesinde yayınlanan bildirinin bir muhtıra olmadığını düşünenler varsa, bunlara bildirinin içerdiği tehdide dikkatle bakmaları önerilir. Bildiri şöyle diyor:

“Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.”

TSK cumhurbaşkanı seçimi konusunda tavrını zaten çoktan, en az Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın 12 Nisan konusundaki konuşmasından bu yana “açık ve net” olarak ortaya koymuştu. Zaten muhtıra da, “sözde değil özde bağlılık” ifadesine gönderme yapıyor ve bunu bir “ilke” statüsüne yükseltiyor. Öyleyse, yukarıdaki paragrafta ifade edilen şey, TSK’nın “Milli Görüş” geleneğinden gelen ve eşinin başı kapalı olan bir şahsın cumhurbaşkanlığına seçilmesine karşı olduğunu ifade etmesine ilişkin olamaz. Bu zaten yapılmıştır. Paragrafın kullandığı “tavır ve davranış” kavramları dikkatle seçilmiştir: “davranış” pratik olarak harekete geçmektir, konuşmak değil. Bildiri, bu bakımdan bir darbe tehdidi içermektedir.

Bildiri bununla yetinmiyor. Son paragrafında tehdidi tekrarlıyor: “Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”

Burada “kanunla verilmiş olan görevler”den kastedilen “cumhuriyeti koruma ve kollama”dır. Bu ise TSK’nın İç Hizmet Yönetmeliği’nin, bütün darbelere hukuki gerekçe gösterilmiş olan hükmüdür.

 

Müdahaleye karşı mücadeleye!

İşçi Mücadelesi, Türkiye işçi sınıfını, emekçileri, ezilenleri ve sosyalist hareketi bir yıla yakın bir süredir askeri müdahale tehlikesinin yükselişine karşı uyarıyor. Ta 29 Mayıs 2006’da, neredeyse bir yıl önce, Cumhuriyet gazetesinin bombalanması ve Danıştay baskınının ertesinde sitesinde şunları yazdı: “Devletin derini, bugün Türkiye’nin en devlet yanlısı günlük gazetesi olan Cumhuriyet’i bombaladı! Devletin derini, devletin en önemli kurumlarından biri olan Danıştay’a baskın düzenledi ve bir üyesini katletti!...Türkiye’de bir askeri müdahale hazırlıkları başlamıştır. Yaşananlar da bu müdahaleye zemin yaratacak ‘istikrarsızlaştırma’ operasyonlarıdır.” Bu operasyonlar daha sonra Hrant Dink ve Malatya cinayetleriyle devam etti. En son YÖK başkanına yönelik operet suikasti de bunun bir devamı olabilir.

İşçi Mücadelesi, bu askeri müdahale eğiliminin kaynağının burjuvazinin iki kanadı arasındaki gerilimde yattığı tespitini yaptı. Burjuvazinin Batı’ya stratejik bir yönelişle bağlı kanadıyla İslamcı kanadının politik bir iç savaşa tutuşmuş olduğunu, Cumhurbaşkanı seçiminin bu savaşın en zorlu muharebelerinden birini oluşturacağını aylar önce belirtti. Haziran 2006 sayısının başyazısı şöyle başlıyordu: “Türkiye, kördüğüm oldu. Burjuvazinin ne devleti, ne siyasi kadroları, ne de akıl hocaları, kendilerini içinde buldukları durumdan büyük bir sarsıntı yaşanmadan çekip çıkaracak yolu bulamıyor. Burjuvazi, kendi bağrında Batıcı-laik kamp ile İslamcı kamp arasında yaşanan bir iç savaşın bataklığına batmış durumda.” Eylül 2006 sayısının, cumhurbaşkanı seçimini kastederek “Finale Doğru” başlığını koyduğu başyazısında “TSK 28 Şubat deneyiminin de gösterdiği gibi, İslamcılık karşısında aşılmaz geçitler yükseltmeye kararlıdır” yazdı. Ekim 2006 sayısının kapağı Büyükanıt’ın resmi ile ve “28 Şubatçı saflara tek bir işçi vermeyelim!” sloganı ile çıktı. O sayının başyazısı açıkça uyarıyordu: “Önümüzdeki dönemde bir askeri darbe olasılığı mevcuttur.” Kasım 2006 sayısında “ulusalcı” cepheden seslerin askeri darbe çığırtkanlığını teşhir etti ve ekledi: “Askeri diktatörlüğe oynamak, işçinin-emekçinin ekmeği için mücadele etme hakkını bile elinden almak demektir.”

Ve İşçi Mücadelesi bütün bu uyarılar temelinde aylardır solu ve sendika hareketinin sınıf mücadeleci kanadını, başka güçleri de yanlarına alarak askeri müdahale tehlikesine (ve ona paralel bir biçimde yükselmekte olan faşizm tehdidine) karşı bir Birleşik İşçi Cephesi kuruluşuna girişmeye çağırdı. Bu yaklaşımın somut bir taktiği olarak, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçi halkın burjuvazinin iki kampından koparak üçüncü bir cephe oluşturması yolunda, Yaşar Kemal’i “İnce Memed Çankaya’ya” sloganıyla başka siyasi hareketlerle birlikte, halkın cumhurbaşkanı adayı olarak önerdi.

Çünkü, bugün TSK’nın arkasına sığınanlar kendilerine ister “solcu” desinler, ister “anti-emperyalist”, işçiler, emekçiler ve gençler hiçbir biçimde bu sözde ilerici söyleme kanmamalıdır. 14 Nisan’da Atatürkçü Düşünce Derneği’nin çağrısıyla sokaklara dökülenler, 2003 ve 2004 yıllarında darbe hazırlıkları yapan emekli Jandarma Komutanı Şener Eruygur’un ardına dizilmişlerdir. Laik/anti-laik ya da daha doğru deyişle Batıcı-laik/İslamcı çatışması burjuvazinin bir iç savaşıdır ve işçi sınıfı ve emekçilerin bu çatışmada TSKnın yanında yer alması hiçbir biçimde anlamlı değildir. İşçi Mücadelesi’nin Kasım 2006 sayısının başyazısında durum bütün açıklığıyla ifade edilmiştir:

“Bugün Türkiye’de varolan bütün kurumlar aslında burjuvazinin sınıf hakimiyetini muhafaza görevini ifa ediyor. Parlamenter sistemde meclisin ilk görevi de bundan başka bir şey değildir. Ama bir burjuva kurumu da olsa, meclisin alaşağı edilmesi her durumda, her koşul altında işçi sınıfı ve emekçilerin lehine değildir. Çünkü parlamento, bugünkü genel oya dayanan biçimini uluslararası işçi sınıfının tarihsel mücadelesinin sonucunda kazanmıştır ve işçi sınıfının açık/legal alanda örgütlenerek burjuvaziye karşı mücadele edebilmesini kolaylaştıran bir niteliğe sahiptir. Elbette Türkiye’deki parlamenter rejim daha kısıtlı ve baskıcı bir nitelik taşımaktadır, ama parlamenter sistemin genel özelliği Türkiye’de de kısmi olarak görülmektedir. Başka bir biçimde söylendiğinde, işçi sınıfı ve emekçiler, çıkarları gereği, burjuvazinin parlamenter sistem temelindeki hakimiyet biçimleriyle açık zorbalığa dayanan diktatörlük biçimleri (faşizm, askeri diktatörlük vb.) arasında kayıtsız kalamazlar. Parlamenter sisteme bu tür bir saldırıyı def etme görevini işçi sınıfı elbette burjuvaziden farklı yöntemlerle yürütecektir. Ama görevin kendisi işçi sınıfı için bir hayat memat meselesidir.”

Üstelik, ordunun muhtırası daha şimdiden Kürt halkının haklarını savunan en basit reformist yaklaşımları dahi gayet saldırgan bir dille karşısına almıştır. Muhtıra neredeyse tuhaf denecek biçimde son paragrafına şöyle giriyor: “Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” Bu “tuhaf”tır çünkü bildiri baştan sona kadar laiklik konusunda yazılmıştır, ama sonuç paragrafı “özetle” dedikten sonra Kürt sorununa dönmektedir. Burada bir “özet” yoktur ki “özetle” densin! Bu tuhaflık TSK etrafında oluşmuş ittifakın karakterini ele veriyor: bu ittifak görünüşte laiklik için oluşmuştur, ama en az onun kadar önemli hedefi Kürt halkının susturulmasıdır. Bunun pratik anlamı açıktır: askeri müdahale sadece İslamcı hareket ve akımları karşısına almakla yetinmeyecektir. Aynı zamanda, Kürt sorununun çözümü için resmi ideolojiden farklı düşündüğünü açıklamış herkes hedef tahtasına konmuş durumdadır.

Öyleyse, kamu çalışanları da dahil bütün işçi sınıfı örgütlerini, başta meslek örgütleri olmak üzere öteki çalışanların örgütlerini, bütün demokratik kuruluşları, sosyalist ve devrimci demokrat hareketin tamamını ve Kürt hareketini askeri müdahale girişimine karşı bir barikat oluşturmaya çağırıyoruz.

 

Askeri müdahaleye hayır!

Genelkurmay başkanı görevden alınsın!

Şener Eruygur ve arkadaşları yargılansın!

Birleşik İşçi Cephesi için ileri!

Ne AKP, ne generaller,  İnce Memed Çankaya’ya!

Haydi 1 Mayıs’a, askeri müdahaleye karşı mücadeleye!


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |