|
|
“Kitlesel refleks” mitinglerine
tek bir işçi-emekçi vermeyelim!
İşçi
Mücadelesi
Normal günler yaşamıyoruz. Yıllardır birikmekte olan
sorunlar Türkiye’yi hızla patlamalı bir aşamaya doğru taşıyor. Olan biten
karşısında işçi ve emekçi hareketi aktif tavır almaya zorlanıyor. Çok hassas
bir dönemde alınacak kararlar bu toprakların işçilerinin, kamu
çalışanlarının ve meslek örgütü üyelerinin geleceğini belki de uzun yıllar
boyunca belirleyecek. Hareket belirli kararlar vermeye, kendisi istese de,
istemese de zorlanıyor. Nisan ve Mayıs ayları boyunca Türk-İş, DİSK, KESK,
TMMOB, TTB ve bazı diğer örgütlere sözde laiklik adına, gerçekte 27 Nisan
muhtırasında cisimleşen askeri müdahaleyi desteklemek amacıyla düzenlenen
büyük mitinglere katılmaları için büyük basınç uygulandı. Kararsızlıklar ve
yalpalamalar oldu. Ama sonunda bu örgütler bir bütün olarak bakıldığında o
mitinglere destek vermediler. Şimdi 27 Nisan muhtırasının devamı olarak 8
Haziran tarihinde yayınlanan yeni muhtıra, topluma “kitlesel tepki refleksi”
göstermesi talimatını veriyor. Bu, toplumu çok sarsıcı bir ortama sürükleme
tehdidi yaratan bir girişimdir. İşçi ve emekçi hareketinin bu tehlikeli
ortamda durumu sağlam bir değerlendirmeye tâbi tutması ve tabanının
çıkarlarını savunan kararlar alması elzemdir.
İçinde yaşadığımız günlerin niteliğini nesnel veriler
temelinde doğru biçimde saptamak gerekli. Her şeyden önce şunu saptamak
gerekir: Türkiye, tarihinin beşinci askeri müdahalesini yaşıyor. Bu askeri
müdahale yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesini engellemiştir, eski
cumhurbaşkanının seçildiği sürenin ötesinde görev yapmasını sağlamıştır.
Seçimlerin aceleyle yapılması da bu askeri müdahalenin ürünüdür. Üstelik,
gerilim devam ediyor. Bütün toplum seçimlerin yapılıp yapılmayacağı, Kürt
bölgelerinde bağımsız adayların seçimlere katılıp katılamayacağı, seçim
sonuçları askere uygun gelmezse parlamentonun toplanıp toplanamayacağı
konusunda kuşku içindedir. Demek ki, seçim sandığı tankların gölgesinde
kurulmuştur. Türkiye bir askeri darbenin çekim alanına girmiştir.
İkinci olarak, bu askeri darbe tehlikesinin gerisinde
süregiden çatışmanın patronlar sınıfının iki kanadı arasında bir mücadele
olduğunu saptamak gerekir. Gerek Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önderliğini
yaptığı Batıcı-laik kanadın, gerekse AKP’nin sözcüsü olduğu yarı-İslamcı
kanadın işçi sınıfına, kamu çalışanlarına ve öteki emekçilere verecek hiçbir
şeyinin olmadığı, her ikisinin de Türkiye burjuvazisinin uluslararası
burjuvazi ile birlikte belirlemiş olduğu İMF-tipi, neoliberal,
özelleştirmeci, esnekleşme yanlısı ekonomi politikasını izlediği bütün
deneyimlerle sabittir. Öyleyse, işçi ve emekçilerin çıkarlarını ayaklar
altına alan bu iki kamptan, işçi ve emekçi hareketinin bir beklentisi
olamaz. Bu yüzdendir ki, sendikaların ve meslek örgütlerinin kısmi
yalpalamalara ve tereddütlere rağmen Nisan-Mayıs mitinglerinin çoğuna destek
vermemiş olması çok doğru olmuştur.
Üçüncü olarak şu noktayı saptamak gerekir: Kürt sorunu
burjuvazinin iki kampı arasındaki mücadelede askeri müdahale kampı
tarafından AKP’yi sıkıştırmanın bir aracı haline getirilmiştir. Gerek
sınırötesi operasyon tartışması, gerekse ülke içinde yaşanan çarpışma ve
bombalamalara ilişkin yaratılan yüksek gerilim, AKP’nin seçimi kazanmasını
engellemeye, şovenist bir hava yaratılarak askeri müdahalenin yanında duran
siyasi güçlerin elini güçlendirmeye yönelik araçlar olarak kullanılmaktadır.
Şimdi toplumun “kitlesel tepki refleksi” göstermesinin istenmesi de
kitlelerin bu mücadelede yer alması için yeni bir manevradır.
Önümüzdeki dönemde bütün toplumu bir şovenist cinnete
sokmayı hedefleyen mitingler düzenleneceği anlaşılmaktadır. Genelkurmay 8
Haziran muhtırasını yayınlar yayınlamaz bazı “sivil toplum örgütleri”
harekete geçmişlerdir. İlk mitingin İstanbul Çağlayan’da yapılmasının
planlandığı anlaşılmaktadır. İşçi ve emekçi hareketini bu mitinglerden
bütünüyle uzak durmaya çağırıyoruz. Daha da öteye, hareketin halkların
kardeşliğini pekiştirecek bir tavır alma göreviyle karşı karşıya olduğunu
düşünüyoruz.
-
Gencecik insanların ölmesinin sorumlusu savaşı devam
ettirmekte ısrar edenlerdir. 1999’dan 2004’e kadar savaş neredeyse
bütünüyle durmuştu. 2006 sonbaharında yeniden bir tek taraflı ateşkes ilan
edildi. Bütün bu süre boyunca başta bulunan hükümetler Kürt sorununa
ciddiye alınabilecek hiçbir açılım getirmediler. Kürt halkının ıstırabı
olduğu gibi devam ediyor.
-
Kürt halkı taleplerini ne zaman yasal parlamenter
yollardan dile getirmeye çalışsa, buna “siyasallaşma” denilerek önüne bir
sürü engel çıkarıldı. En son DTP’nin görülmemiş derecede anti-demokratik
bir uygulama olan % 10 barajını aşabilmek için seçime bağımsız adaylarla
girmeye karar vermesi üzerine, kendi aralarında kavgalı olan partiler
birleşerek bağımsız adayların adının da birleşik oy pusulasında yer
almasına ilişkin değişikliği hep birlikte geçirdiler. Kürtlerin meclise
girmesi istenmiyor. Bu, savaştan başka her kapının kapatılması değil de
nedir?
-
“Terör” diye üzerinde kıyamet kopartılan şeylerin büyük
bölümü 1984’ten beri süregiden bir savaşın askeri sonuçlarıdır. Sivillere
yönelik bombalamaların, örneğin en son Ankara Ulus’taki eylemin kim
tarafından düzenlendiği açıklığa kavuşmamıştır. Bu ülkede kırk yıldır
yaşananlardan, “derin devlet” ve “Susurluk” konusunda ortaya çıkan
bilgilerden sonra olan bitenden hiç kuşku duymamak, ancak kendini ve
başkalarını kandırmak isteyenlerin tutumu olabilir. Savaşa gelince: Bu
savaşta insanların yitirilmesi kuşkusuz çok acıdır. Ama unutulmamalıdır ki
savaşın her iki tarafından verilen kayıplar da bu toprakların
çocuklarıdır. Ağlayan analar, babalar, eşler, çocuklar hep bu toprakların
insanlarıdır. Görev savaşı durdurmak ve bu soruna barışçı, siyasi bir
çözüm bulmaktır.
-
Bugün üzerinde bunca gerilim yaratılan olayların çok
daha ağırı 90’lı yıllarda yaşanmıştı. Kimi gün olurdu, yirmi-otuz asker
hayatını yitirirdi. Kimi gün olurdu, yüzlerce PKK militanının cesedi
televizyonlarda gösterilirdi. Buna rağmen halkların arasına düşmanlık
girmedi, sivil halk birbiriyle pek az çatıştı. Çünkü özellikle faşist
hareketin çabasına rağmen Kürtlere karşı düşmanca bir şovenizm Türk halkı
arasında yayılamadı. Ama 2005’ten bu yana bu durum değişti. Önce 2005
Mart’ında Genelkurmay’ın Kürtlere “sözde vatandaş” diyen bildirisi
ertesinde düzenlenen “bayrak mitingleri”, ardından Trabzon’da başlayan
linç girişimleri bambaşka bir ortam yarattı. Bugün “kitlesel tepki
refleksi” çağrıları bu zehirli atmosferi soluk alınamaz hale getirme
tehlikesi yaratıyor.
-
“Kitlesel tepki refleksi” iki halk arasında tehlikeli
bir gerilime yol açacaktır. Genelkurmay’ın hedefinin sadece “terör”
olmadığı, Kürt sorununun tartışılmasından bile rahatsız olduğu bildirinin
üniter devletin sorgulanmasına karşı gösterdiği tahammülsüzlükten de,
özgürlük ve demokrasi değerlerine sahip çıkanları ayrım yapmadan karşısına
almasından da bellidir. Dolayısıyla mitingler Kürt halkı tarafından
kaçınılmaz olarak kendisine karşı bir tavır olarak algılanacaktır. Ama iş
bununla kalmayacak, Ahmet Kaya tişörtlerini bile linç nedeni sayan bir
“hassas vatandaş” topluluğu için linç kapısı daha da fazla açılacaktır.
-
Türkiye bu “hassas vatandaş” kitlesel tepkisini tarihte
bir kez yaşadı. 60’lı yılların ikinci yarısından itibaren işçi hareketinin
ve solun yükselişe geçmesine karşı faşist hareket bir saldırı gücü olarak
kışkırtıldı ve kullanıldı. Sonucun 70’li yıllarda bir örtülü iç savaş
boyutuna varan çatışmalar olduğu biliniyor. Bugünkü kışkırtma 70’li
yıllardan da daha kötü sonuçlara yol açmaya gebedir.
-
Nihayet, bu şovenist atmosfer, özellikle seçime
gidilirken faşist harekete güç kazandıracaktır.
Bütün bunlardan dolayı, işçi ve emekçi hareketini bu yeni
yönelişe açıkça karşı çıkmaya, iki halkın kardeşliğini savunmaya, siyasi,
barışçı bir çözümü gündeme getirmeye çağırıyoruz. Unutulmasın: İşçi ve
emekçi hareketi hem Türklerden hem Kürtlerden oluşuyor. İşçi ve emekçilerin
ortak çıkarı, sınıf çıkarları temelinde patronlara ve onlardan yana
hükümetlere karşı mücadelede yatar. Bu mücadeleyi böldürmemek hareketin
çıkarıdır. Şovenizm böler; halkların kardeşliği işçi sınıfını ve emekçileri
birleştirir.
Genelkurmay’ın talimatı doğrultusunda düzenlenecek
şovenist “kitlesel refleks” mitinglerine tek bir işçi-emekçi vermeyelim!
Savaşın bitmesi için, adil bir barış için, Kürtlerin
haklarını teslim edecek siyasi bir çözüm için mücadele edelim!
Yaşasın işçi ve emekçilerin birliği, halkların
kardeşliği! |