|
|
Yasemin Çongar neden
üzüldü,
İlhan Selçuk neden
sevindi?
İşçi Mücadelesi
Yasemin Çongar, Milliyet
gazetesinin Washington muhabiridir. ABD yönetiminin kulisleriyle içli dışlı
olmasıyla ünlüdür. ABD’nin Türkiye politikası konusunda havayı koklamak
isteyen, birkaç başka gazeteci ile birlikte Çongar’ı dikkatle izlemek
zorundadır.
Çongar aynı zamanda son
derecede Amerikancı bir gazetecidir. Basit bir örnek bu durumu anlatmaya
yeter. Bu örnek CNN Türk’ün de Washington muhabiri olan Çongar ile Mehmet
Ali Birand arasında geçen bir konuşmadan alınmıştır. Konuşmanın tarihi
önemli: 21 Mart 2003. Yani ABD Irak’a topyekûn savaş açmış. Mehmet Ali
Birand soruyor: “Yasemin, dünyada ABD’nin Irak’a karşı savaş açmasına pek
tepki yok, değil mi?” Yasemin Çongar cevap veriyor: “Hemen hemen hiç tepki
yok.” İşte size iki gazetecinin Amerikancı olarak portresi. 15 Şubat’ta
dünya çapında 10 milyondan fazla insan aynı gün yaklaşan Irak savaşına karşı
sokaklara dökülmüş. Fransa, Almanya, Rusya ve Çin savaşa karşı olduklarını
tekrar tekrar açıklamış. Ama Birand ve Çongar, Irak savaşına karşı dünyada
pek de bir tepkinin olmadığını söyleyebiliyor. Aşkın gözü kör olurmuş.
İşte bu Yasemin Çongar, 30
Nisan 2007 günü, yani 27 Nisan muhtırasından üç gün sonra, Milliyet
gazetesindeki köşesinde “Omurga” başlıklı bir yazı yayınladı. Yazarımız
ABD’nin muhtıraya verdiği tepki karşısında pek büyük bir düş kırıklığı ve
kızgınlık yaşamıştı. En iyisi, bu düş kırıklığı ve kızgınlığı Çongar’ın
kendi dilinden okumak:
“ABD ise, Genelkurmay açıklaması karşısında
omurgasızlık örneği verdi.
Hem ABD Dışişleri'nin 27 Nisan gecesi yaptığı imzasız açıklama, hem de ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in ertesi günkü demeci, Türkiye'nin
‘laik, demokratik, anayasal sürecine’ sahip çıktı çıkmasına, ama
demokrasilerde böyle bir muhtıranın yeri olmadığını söylemekten de geri
durdu.
Fried, Brüksel'de kendisine ‘TSK'nın tavrını eleştirmeyecek misiniz’ diye
soran Reuters muhabirine, ‘Biz taraf tutmuyoruz. Bu soruya, yararlı şekilde
nasıl açık bir yanıt verebileceğimi bilemiyorum’ karşılığını verdi. Yazık.”
Çongar, ABD’nin bu muhtıra
konusunda demokrasi sınavından geçemediği kanaatinde. Hatırlanacağı gibi 12
Eylül darbesi ABD’nin ilgili makamlarına “bizim çocuklar işi başardı” mesajı
ile aktarılmıştı. Çongar’ın hâlâ “demokrasi sınavı”na tâbi tuttuğu ABD işte
böyle bir ABD. Üstelik, Çongar bu sınavı, Ebu Gureyb’in, Guantánamo’nun,
CIA’nın işkence uçaklarının mimarı Bush yönetimi altında yapıyor ABD’ye!
Batı emperyalizmine budalaca hayranlık insanları nerelere sürükleyebiliyor!
Yasemin Çongar’ı tanıtttık.
İlhan Selçuk’u tanıtmaya gerek yok. Cumhuriyet gazetesinin baş
yöneticisi ve ulusalcı akımın duayeni Selçuk, İşçi Mücadelesi’nin
çeşitli kez örneklerini verdiği gibi, kendi adıyla imzaladığı yazılarında
ABD karşıtlığı yapar, sonra imzasız yazdığı Cumhuriyet başyazılarında
ABD’den “stratejik müttefikimiz” diye söz eder. Selçuk’un son yıllarda,
düşünce arkadaşlarıyla birlikte kurduğu teoriye göre, ABD Türkiye’yi ılımlı
İslam ülkesi haline getirmeye çalışmaktadır. AKP’yi Irak savaşında desteğini
alabilmek için ABD iş başına getirmiştir. Ama, nedense hiç açıklanmayan bir
nedenle, AKP daha ilk sınavda, 1 Mart tezkeresinde bu destek meselesinde
çuvallamıştır. İslamcı bir partinin bir Müslüman ülkeye açılacak savaşta
yalpalayabileceğini anlaşılan o dev istihbaratı ve yetişmiş kadrolarıyla ABD
devleti hesaplayamamıştır!
İşte bu teori temelinde ve Kürt
sorununda ABD hem Türkiye’ye, hem de yeni müttefiki Barzani’ye göz kırptığı
için, Selçuk uzun bir süredir ABD’ye kızmakta, sözde anti-emperyalizm
kisvesi altında verip veriştirmektedir. İşçi Mücadelesi, ulusalcı
kampla AKP arasındaki boğazlaşmanın başından beri söylüyor: Selçuk’un ve
öteki ulusalcıların çoğunun Amerikan karşıtlığı, anti-emperyalizmden falan
kaynaklanmıyor; ABD’nin AKP’yi değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etrafında
toplanmış olan ittifakı desteklemesini sağlamak için yapılan bir şantajdır.
ABD, AKP karşısında TSK’ya destek ve PKK’ye karşı topyekûn bir savaşa onay
verse, bu ittifakın ABD ile bütün sorunları sona erecektir!
İşte bu İlhan Selçuk, Yasemin
Çongar’ın yukarıda ele alınan yazısı vesilesiyle kendini ele veriyor.
Bakalım Selçuk ne diyor (Cumhuriyet, 2 Mayıs 2007):
Büromuzda yetişen arkadaşımız Yasemin Çongar da
Milliyet'in Amerika muhabiri... Yasemin, önceki gün, Vaşington'dan aldığı
duyumlarla Amerikan yönetimi aleyhine zehir zemberek bir yazı yazdı... Meğer
Amerikan yönetimi Türkiye'deki son asker açıklaması karşısında tarafsız
kalmış... Çongar ateş püskürerek diyor ki: "- Bu Amerika omurgasız!.." Yine
Milliyet'te Sami Kohen bu yazıya karşı tecrübesini konuşturdu: "ABD için
öncelik kendi stratejik çıkarlarıdır. Washington Türkiye'deki gelişmeler
karşısında (AB'den) daha ihtiyatlı davranmak gereğini duymaktadır." Yani?..
Gereğinde ABD "adamı deliğe süpürebilir".
*
Son günlerin en önemli haberi budur!.. Hele ABD
elini AKP'nin üstünden bir çeksin... Bu iktidar paldır küldür yıkılır
gider... Şimdi bizim 'Üçlü' nün gözü ve kulağı Amerika'da; ama, sanırım
'Patron' dan yeterli bir destek gelmeyecek...
İlhan Selçuk’un yazısındaki
sevinci hissedebiliyor musunuz? “Son günlerin en önemli haberi budur!”
Nedir? ABD Türkiye’de olası bir darbenin önüne geçmek için parmağını
kıpırdatmamıştır. İlhan Selçuk, İşçi Mücadelesi’nin kendisi ve
düşünce arkadaşları için hep söylediğini doğruluyor: Onların bugüne kadar
bütün amaçları ABD’nin AKP-TSK çekişmesinde TSK’nın yanında yer almasıydı.
İşte amaçlarına kavuştular. Anti-emperyalist İlhan Selçuk bunun için
sevinçlidir!
Herkesin bu noktayı iyi
kavraması gerekiyor. ABD, TSK’nın açık darbe tehdidi karşısında, evet
demokratik süreçlere uyulması gereğine rüşvet-i kelâm vermiştir, ama ısrarla
“laik demokrasi” diyerek kimin yanında olduğunun mesajını da vermiştir. En
önemlisi, darbe tehdidi karşısında “taraf tutmuyoruz” demiştir. Çok ciddi
bir darbe tehdidi karşısında “taraf tutmamak”, darbenin yapılmasının önünü
açmaktır. Elbette ABD Dışişleri bakan yardımcısı “anayasal süreç” diyerek
“aman meseleyi Anayasa Mahkemesi’ne çözdürtün, darbeye gerek kalmasın”
demektedir. Ama darbeyi önlemek için de parmağını bile kıpırdatmamıştır.
Cumhuriyet gazetesinin yanı sıra, ADD, ÇYDD, TSKB, İP, Türksolu ile
Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinde yer alan bütün örgütlü güçler,
kendilerini emperyalizme karşı Türk ulusçusu olarak sunmaya özen
gösteriyorlar. Oysa emperyalizm onların karşısında değildir, hatta
yanındadır. Öyleyse, onlar kime karşı ulusçudur? Kürtlere, Ermenilere,
Kıbrıslı Rumlara karşı! “Ulusalcı” akımın doğasını tanımak için daha iyi bir
fırsat kolay kolay ele geçmez! |