|
|
Sosyalist hareketin sol
kanadının miyopluğu
İşçi Mücadelesi
İşçi Mücadelesi, uzun
bir süredir savunduğu Üçüncü Cephe’nin inşası için cumhurbaşkanı seçimini ve
genel seçimleri bir sıçrama anı olarak değerlendirmeye yarayacak taktikler
önerdi. Genel seçimlerde bu taktik Kürt hareketini ve işçi sınıfının diri
unsurlarını bir araya getirmekti. Bunun gerçekleşebilmesi için, daha önce
cumhurbaşkanı seçiminde Yaşar Kemal kampanyası etrafında bir araya gelmiş
olan gruplara yenileri eklendi. İşçi Mücadelesi bu gruplara yalın ama
somut taleplere dayalı bir seçim programı temelinde önce sosyalist
partilerle (EMEP, SDP, ÖDP vb.) görüşülmesini önerdi. Bir programda anlaşma
sağlanabilirse bunun Üçüncü Cephe’nin işçi sınıfı ve emekçilere hitap etmesi
ve kazanan adaylar meclise girdikten sonra onlar üzerinde manevi bir
bağlayıcılık sağlaması bakımından önem taşıyacağını anlattı. Bu grupların
tamamı programın önemini formel olarak teslim etti. Ama bir-iki istisnayla
çoğunluk bu hayati konunun takipçisi olmadı. Böylece, sosyalist hareketinin
sol kanadı da seçime çatısız ve programsız girilmesine yardımcı oldu!
Ortak aday kampanyası ilk
forumunu toplayınca, oradan bir yürütme seçilmesi, birlikte çalışmakta olan
sosyalist grupların bir bölümünü tam bir rehavete sevk etti. Ortak aday
kampanyası nasıl olsa aynı amaca hizmet ediyordu! Dolayısıyla sosyalist
hareketin sol kanadını bir araya getiren toplantılar geçici bir süre için de
olsa askıya alınabilirdi. Oysa ortak aday kampanyası en baştan solun
liberallerinin de içinde yer aldığı, kendi amaçlarını gerçekleştirmek için
çalıştığı bir alandı. Dolayısıyla, orası ile sosyalist hareketin devrimci
eğilimler taşıyan akımlarının ortak çalışması bambaşka amaçlar taşıyordu.
Birinin işini ötekine devretmek mümkün değildi. Devrimci eğilimdeki
hareketlerin toplantılarını ertelemeleri hem programatik öneri yapma
olanaklarını aldı ellerinden, hem de aday belirleme süreçlerinde tâbi bir
konumda kalmalarına, hiçbir şeyi etkileyememelerine yol açtı. Yani bu
gruplar kendilerini süreç üzerinde etkisizliğe kendileri mahkûm ettiler.
Bütün bunların sonucunda
ortaya bir cephe falan değil, bir takım parlamentarist pazarlıkların ürünü
olan birbirinden bağımsız adaylar çıktı. Bir Üçüncü Cephe değil, bir “İki
Buçukuncu Cephe” çıktı. Bu sefer de bu grupların önemli bir bölümü, işin
gerçeğini göz önüne alacaklarına, görünüme tutundular. Örneğin İstanbul 2.
bölgede, AKP ile işbirliğini savunan Baskın Oran’ın karşısına bir aday
çıkarılmasına karşı çıktılar. Genel olarak işçi sınıfı sorunlarını ön plana
alacak sosyalist adayların gösterilmesine karşı çıktılar. İşçi Mücadelesi
“Baskın Oran’ı Kürtler dahi desteklemeyecek, hangi birlik adayı?” diye
sorduğunda tersini savundular. Tarihte pek az öngörü bu kadar erken
doğrulanır: Bu tartışmaların yapıldığının ertesi günü DTP Oran’ın karşısına
kendi il başkanını çıkardı! Şimdi bu gruplar bakalım her ne pahasına
savundukları “birlik” adına Oran’ı mı destekleyecek, Erbaş’ı mı?
EMEP ve SDP’nin Kürt
hareketinin peşine takıldığı doğrudur. Bu onları 2004 seçimlerinde burjuva
partisi SHP’nin destekçileri haline getirmiştir. Bu seçimlerde de işçi
sınıfına ve emekçilere el uzatabilecek bir blokun kurulması konusunda
herhangi bir pazarlık güçleri olmamasına, dahası böyle bir pazarlığı yapma
ihtiyacı bile duymamalarına yol açmıştır. Peki onları yıllardır
kuyrukçulukla suçlayanlar? Onlar Kürt hareketine destek olma gerekçesiyle
Üçüncü Cephe’ye doğru bir adım atılmasının önünün kapatılmasına,
istemeksizin de olsa katkıda bulunmadılar mı bu kez?
İşçi Mücadelesi, Kürt
halkının yılmaz dostudur. Ama Kürt hareketinin salt hakim sınıflarla diyalog
için neoliberalizme ve emperyalizme karşı eleştirisini susturmasının Kürt
halkının çıkarlarına aykırı olduğunu da bilmektedir. Sadece Türkiye işçi
sınıfını ve emekçileri politik olarak ayağa kaldıracak bir yaklaşım Kürt
halkına destek olur. Kendilerinden başka kimseye hitap edemeyen sosyalist
hareketler, sadece kendilerine değil, Kürtlere de yarar getirmez. |