|
|
Demokrasi
cephesi değil,
ezilenlerin
cephesi!
İşçi
Mücadelesi
Türkiye kördüğüm! Bölge ateş içinde! Ortadoğu kaynıyor!
Emperyalizm konuşuyor. Darbeciler konuşuyor. İMF’ci hükümet konuşuyor.
Faşizm konuşuyor. Bir tek işçi sınıfı susuyor, emekçiler susuyor, ezilenler
susuyor. Düzen partileri kendi aralarında çatışıyor ama hepsi, emperyalizme
yardım etmekte, işçi ve emekçilerin sömürülmesinde, Kürtlerin ezilmesinde
birleşiyor. Erken seçimde işçilerin, emekçilerin, yoksulların, Kürtlerin
sesini yükseltmek için bütün sosyalistlerin, devrimci demokratların ve Kürt
hareketinin birleşmesi, sendikaları ve kitle örgütlerini kazanması, meclise
girmesi ve seçtirdiği milletvekillerini halkın sorunlarını meclis kürsüsüne
taşıyan, esas mücadelenin verileceği fabrika ve sokağa destek olan bir güç
olarak seferber etmesi gerekiyor. Burjuvazinin iki kampına karşı bir Üçüncü
Cephe gerekiyor.
İşçi Mücadelesi bir yıldır Üçüncü Cephe çağrısı
yapıyor. Bu çağrı nihayet 27 Nisan muhtırasından sonra duyuldu. Artık solun
her toplantısında Üçüncü Cephe’den söz ediliyor. DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk
Diyarbakır toplantısından sonra partisinin Üçüncü Cephe’yi kurmak üzere
hareket edeceğini söylüyor. Geciktik ama hayat bize doğru yolu gösterdi!
Ne var ki, şimdi de solda ve Kürt hareketinde bir
“demokrasi cephesi” kavramı dolaşmaya başladı. 27 Nisan’ın temsil ettiği
askeri müdahaleye ve darbe tehdidine karşı, yükselen faşist harekete karşı,
işçilerin, emekçilerin, Kürtlerin, bütün ezilenlerin demokratik haklarını
savunmak için parlamenter demokrasinin, bütün sınırlarına rağmen,
korunmasının gerekliliğine İşçi Mücadelesi aylardır işaret ediyor.
Ama demokratik hakları savunmak, parlamenter demokrasiyi askeri diktatörlük
veya faşizm tehlikesine karşı korumak için parlamenter demokrasiyi savunmak
yetmez. Parlamenter demokrasiyi savunmak için bile daha öte şeyler
savunmak gerekir.
Görmüyor musunuz, askeri diktatörlüğün peşinden milyonlar
koşuyor. Orta sınıflar, beyaz Türkler, burjuva cumhuriyetinin aristokratları
Ankara’da, İstanbul’da, Manisa’da, Çanakkale’de, Marmaris’te, İzmir’de,
yarın Samsun’da darbeci hatipleri dinleyerek, “Ne mutlu Türk’üm diyene!”
demeyenin düşman ilân edildiği bir ülkede Türk bayrakları sallayarak
kendilerinden geçiyorlar. Demek ki, askeri darbenin bir kitle gücü var.
Görmüyor musunuz, MHP’nin yaptığı her bölge toplantısına binler, on binler
katılıyor. Kirli savaşta ölen askerlerin cenazelerinde, Kürt düşmanlığı
yapmak üzere faşistler binleri, on binleri harekete geçiriyor. Her anket
MHP’nin gücünü daha fazla kanıtlıyor. Demek ki faşizmin de bir kitle gücü
var. Biz darbeciliği ve faşizmi hangi güçle durduracağız, halkın demokratik
haklarını hangi güce yaslanarak savunacağız?
Bunu tek başına Kürt halkının yapması mümkün değildir.
Evet, birbiriyle kanlı bıçaklı olan AKP ve CHP, bütün öteki düzen
partileriyle birleşerek, Kürtlerin meclise güçlü biçimde girmesini
engellemek amacıyla bağımsız adayların da birleşik oy pusulasında yer
almasını şart koşan hukuk dışı değişikliğe oy verdiler. Burjuvazinin iç
savaşı, sihirli bir değnek değmiş gibi, yarım saat durdu, ateşkes ilan
edildi ve bütün düzen partileri Kürtlere aynı derecede düşman olduklarını
kanıtladı! Ama kimileri buradan inanılmaz sonuçlar çıkarıyor. Düzen
partileri böyle yaptığına göre, sosyalistlerin de koşulları üzerinde hiç
pazarlık yapmaksızın DTP’yi desteklemesini öneriyor. Bu tür yaklaşımları
benimseyenlerin, sosyalist hareketten istifasını vermesi ve Kürt hareketine
katılması tavsiye edilir!
Biz Kürt halkının haklarını sonuna kadar savunuyoruz, bu
halkın mücadelesini destekliyoruz. Ama Kürt halkına dostluk etmek isteyen
varsa, ona gerçek halk güçlerinin desteğini sağlamaya çalışsın. Sosyalist
hareketin her koşulda kendisine verilecek az sayıda oyu DTP’ye taşımasının
ne anlamı var? Önemli olan işçi sınıfının ve emekçi halkın hiç olmazsa bir
bölümünü Kürt halkıyla birlikte mücadeleye kazanabilmek. Üstelik, Kürt
halkının taleplerini savunmak, mücadele ettiği ölçüde halka destek olmak,
DTP’nin her türlü politikasına açık çek vermeyi gerektirir mi? DTP’nin çok
sayıda milletvekilini meclise göndermesi Kürtlerin engellenemez hakkıdır. Bu
başka şeydir, o milletvekillerinin meclise girince nasıl bir politika
izleyeceği sorunu bambaşka bir şeydir. Yarın DTP mecliste grup kurup AKP’ye
hayırhah davranmaya başlarsa, hatta meclis aritmetiği içinde kilit parti
haline gelip bir AKP hükümetini dışarıdan desteklerse, ne yapacaksınız?
AKP’nin işçi sınıfının ve emekçilerin haklarına taarruz niteliği taşıyan
politikalarının sorumluluğunu taşıyabilecek misiniz? Hiçbir koşul pazarlığı
yapmadan DTP milletvekillerinin meclise girmesini sağlamış olmak, böyle
politikaların sorumluluğunu da sizin sırtınıza yüklemeyecek mi?
Kürt halkına dostluk, işçi sınıfını ve emekçileri de
demokratik haklar uğruna, darbeciliğe, faşizme ve savaşa karşı harekete
geçirmeyi gerektirir. İşçi Mücadelesi, Türkiye’nin içinde yaşadığı
badirenin savuşturulabilmesi için işçi sınıfı ve emekçilerin mutlaka
politika sahnesine çıkması gerektiği kanısındadır. Türkiye’de yakın
gelecekte olumlu bir gelişme olacaksa, darbecilik ve faşizm geriletilecekse,
Türkiye içinde ve sınır ötesinde savaş durdurulacaksa, bunu işçi sınıfı ile
Kürt halkının ittifakı gerçekleştirebilir ancak. Öyleyse, Kürtlerin yanı
sıra Marmara’nın, Trakya’nın, Ege’nin, Akdeniz’in, İç Anadolu’nun,
Karadeniz’in, kısacası Türkiye’nin Batı’sının işçilerini ve emekçilerini
ayağa kaldırmamız gerekir. Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu meydanlarına
üşüşen orta sınıflara cevabımızı sadece Diyarbakır’da Newrozlarda toplanan
kalabalıklarla değil, 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkan işçi kitleleriyle vermemiz
gerekir.
Yaklaşan seçim, Batı’nın işçi sınıfını ve emekçilerini
darbe ve faşizm tehlikesine karşı, Türkiye’de ve Ortadoğu’da savaşın
azgınlaşmasına karşı uyarmak ve ayağa kaldırmak bakımından eşsiz bir fırsat
olarak kullanılabilir. Ama bunu yapabilmek için işçinin ve emekçinin size
kulak vermesini sağlayabilmelisiniz. Bugün şovenizmin, faşizmin ve
İslamcılığın köhne fikirlerinin bombardımanı altında kalmış işçi ve
emekçilere, ancak onların gerçek çıkarlarına hitap ederek seslenebilirsiniz.
Ancak sendikalı-sendikasız işçilere, işsizlere, emeklilere, yoksul köylülere
somut çıkarları konusunda anlamlı şeyler söyleyebilen bir siyasal hareket,
onları içinde bulundukları ataletten kurtarabilir. Ancak sınıf politikası,
darbeciliğe, faşizme ve savaşa karşı işçi ve emekçileri kazanmamızı
sağlayabilir.
Bu sınıf politikası “Demokrasi Cephesi” kavramına sığmaz.
Mesele bir ad meselesi değildir. Kurulacak Üçüncü Cephe’nin seçime hangi
programla gireceği meselesidir. 1995 Emek, Barış, Özgürlük Bloku kısmen,
2002 Emek, Barış, Demokrasi Bloku bütünüyle kanıtlamıştır ki, işçi
sınıfının ve emekçilerin günbegün yaşadığı ekonomik sorunları
propagandasının merkezine almayan cepheler Kürtlerin oylarını alabilmekte,
ama Batı’daki işçi ve emekçinin ilgisini çekememektedir. Bunun derslerini
çıkarmak gerekir. Eğer işçi sınıfını ve emekçileri Kürtlerle birlikte
mücadeleye kazanmak istiyorsak, kurulacak Üçüncü Cephe’nin programı,
Kürtlerin haklarını tavizsiz biçimde savunmanın yanı sıra, işçi ve emekçinin
sorunlarını merkezine almalıdır.
Böyle bir seçim programında birleşelim ve ezilenlerin
sesi olalım. İşçinin, emekçinin, Kürdün, Alevi’nin, kadının, gencin
taleplerine sahip çıkan bir program tek yoldur!
1. 27 Nisan
muhtırasına hayır! İşçiler, emekçiler, Kürtler, kadınlar, gençler,
demokratik hakların savunulması için mücadeleye!
2. Türkiye İMF’den,
Dünya Bankası’ndan ve Dünya Ticaret Örgütü’nden çıksın! Dış borç iptal
edilsin!
3. Özelleştirilen
bütün işletmeler işçi denetiminde yeniden kamulaştırılsın!
4. KİT’lere, eğitime
ve sağlığa yatırım yoluyla, iş haftası kısaltılarak ve yeni vardiyalar
açılarak işsizliğe son!
5. Sendikalaşan işçiyi
işten atan işletme işçi denetiminde kamulaştırılsın! Asgari ücret yoksulluk
sınırının üstüne!
6. Kürt sorunu askeri
yöntemle çözülemez! Devlet Kürt halkının temsilcileriyle konuşsun! Kürt
halkının bütün hakları tanınsın!
7. Aleviler üzerindeki
baskılara son! Cemevleri ibadet yerleri olarak tanınsın!
8. ABD Ortadoğu’dan
dışarı! Emperyalizm ve Siyonizm Irak, Filistin, Lübnan, Afganistan ve
İran’dan elini çek!
9. Avrupa’nın İMF’si
AB’nin neo-liberal politikalarına hayır!
10. Türkiye NATO’dan
çıksın! İncirlik Üssü kapatılsın!
11. F-Tipi cezaevleri
kapatılsın! Toplumla Mücadele Yasası’na hayır!
12. Kadınlara sadece
yasal değil, her alanda eşitlik ve özgürlük! Kadına şiddete son!
13. YÖK kaldırılsın!
Üniversiteye özgürlük!
14. Engellilere engel
çıkaran her türlü uygulamaya son!
15. Dilovası’ndan
Hasankeyf’e doğal ve tarihsel çevrenin tahribine son!
16. Bir işçi-emekçi
hükümeti için ileri! |