|
|
“BEYNELMİLEL” Bir Değerlendirme!
Server Laçin
Gülmekten hoşlanır mısınız? “Canım, ağlamak da gülmenin kardeşi, bazen biraz da ağlamak gerekir” diye düşünür müsünüz? Peki “Bu devran böyle gitmez, bu dünyayı emekten yana değiştirmek, insanları eşit ve özgür kılmak lazım” diyenlerden misiniz? Eğer öyleyse siz de beynelmilelliksiniz, yani açık konuşmak gerekirse Beynelmilel filmine mutlaka gitmelisiniz.
Malumunuz film gösterime 29 Aralıkta girmiş, senaryosu Sırrı Süreyya Önder tarafından yazılmış, yine Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez’in yönettiği, Özgü Namal, Cezmi Baskın, Nazmi Kırık ile Meral Okay’ın oynadığı bir film.
Öyküsünü senaristi Sırrı Süreyya Önder’in (kendisi darbenin ardından 7 buçuk yıl hapiste kalmış.) 12 Eylül yıllarında memleketi Adıyaman’da yaşadığı olaylardan alan film, şimdiden gündeme oturmuş bir durumda ve oyunculuk, görüntü, ışık ile ses açılarından da takdir ediliyor. Ancak daha da önemlisi o yıllara ve geleceğe dair anlattıkları. Doğrusu olumsuz değerlendirmeler yapmak çok daha kolay, fakat filme ilişkin olumlu şeyler söyleyecekseniz, dahası “acayip beğendiyseniz” ve anlatmak istiyorsanız her şey çok daha zor. Yine de ifade etmeye çalışalım.
Özetlemek gerekirse film, 12 Eylül askeri darbesine ve onun baskıya, korkuya ve yıldırmaya dayanılarak yaratılmış iğrenç meşruluğuna mizahı kullanarak inanılmaz darbeler indiren, hem komik, hem politik, hem de sonlarına doğru dramatik bir film.
12 Eylül yıllarında Adıyaman’da düğünlerde çalgıcılık yaparak geçinen, çalgı açısından çok başarılı ancak nota bilgisi olmayan oldukça yoksul insanların(Gevendeler) yaptıkları bir icraattan dolayı sıkıyönetim komutanlığına getirilmesiyle başlıyor film… Sonrasında bu insanlar komik replikler eşliğinde darbecilerin Batı hayranı arzu ve niyetlerinin uygulayıcıları haline getiriliyor! Bu sayede 12 Eylülcülerin kapitalist Batıya ve onun kültürüne ne denli hayran oldukları ve aslında darbenin amacının ülkeyi nereye sürüklemek istediği ortaya saçılıyor. Aynı zamanda 12 Eylülcülerdeki özgürlük düşmanlığı, cuntanın özellikle sola yönelik ancak toplumun tüm ezilen kesimlerine de dönük saldırıları, getirdiği trajikomik yasaklar filmin genelinde abartı sanatından da yararlanarak işlenmiş. Düşünsenize çalgıcılar dahi hedefte, yani hapiste, işkencede, baskıda… Bunlara halkın darbeci askerlere baskı ve şiddet sonucu oluşmuş fevkalade abartılı saygısı ile bu durumun “ti”ye alınmasını da eklemek lazım.
Fakat her şey bununla kalmıyor, filmde alternatife dönük bir arayış da söz konusu. Örneğin sol yaz tatili için memleketine gelen devrimci bir genç, onun arkadaşı ve ona âşık olan başrol oyunculardan bir kız tarafından temsil ediliyor. Hepsi aydın, kültürlü, bir o kadar da iyi niyetli ve saf olarak ifade edilmiş. Onlar sayesinde izleyicilere Enternasyonal Marşı’ndan tutun da Marks ve Engels’in eserlerine, solun çeşitli konulardaki “kabaca” görüşlerine ama özel olarak da cunta karşısındaki tavrına ilişkin bilinçaltına işleyecek temalar, resimler verilmiş. Bu arada solcular iyi niyetli olmakla beraber konuştukları şeyleri halkın diline tercüme edemedikleri, halk içine kök salamadıkları için ince ince eleştiriliyor. Ayrıca darbeye hazırlıksız yakalanan, darbe öncesinde ve sonrasında bir strateji geliştiremeyen solun çaresizliğine, fakat yine de solcuların, sonunda ölüm olsa da mücadelesinden vazgeçmeyişine değiniliyor.
Tüm bunları yaparken filmin en önemli silahı mizah ve psikoloji… Mizah sayesinde eleştirilecek her şey, ki burada tam anlamıyla 12 Eylül ve askeri mantı(ksızlı)ğı, izleyicinin gözünde küçük düşürülüyor ve tüm meşruluğu, deyim yerindeyse karizması, elinden alınıyor, adeta eşekten düşmüşe çevriliyor.(Bu durum günümüzde darbe olasılığının arttığı bir dönemde son derece anlamlıdır.) Psikoloji sayesinde ise övülmek istenenler izleyiciye sevdiriliyor, eksiklikleri olsa da adres gösteriliyor ve özellikle benimsetilen bu karakterler, darbeciler tarafından zulme, ölüme uğratılıyor. Bu süreçte, izleyici kendisini, önce sevdirilen, ardından mağdur edilen karakterlerle ve politik anlayışla özdeşleştiriyor, aynı zamanda alay edilen, şiddetle eleştirilen, sonrasında ise herkesi mağdur eden karakterlere ve anlayışa karşı düşmanlaştırılıyor.
Filmin sonu ise insanlık için mücadele edenlere umut aşılayacak cinsten: 12 Eylül’den yıllar sonra, fabrikaların dumanlı bacalarından, varoşlara doğru gezdirilen bir objektif ve varoşlardaki evlerden birinde, çocuk sahibi olmuş, o komik, acı olayları yaşamış baş roldeki kadının, kızı ile, arka planda görünen bazı Marksist kitaplar eşliğinde, yaptığı kısa diyalog.
Evet, insanlığın kurtuluşu Beynelmilel ile olacak!
Not: “Beynelmilel” kelime olarak “Enternasyonal (uluslararası)” anlamına gelmektedir.
|