Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 19 - İçindekiler

Tarih: 1 Mayıs

Saat: 00:01

Toyotetsu işçisi bayramın ilk mücadelesini veriyor!

 

1 Mayıs sabahı ülkenin birçok yerinden otobüslerle İstanbul’a gelmek isteyenler, otoban gişelerinde, yollarda durduruluyordu. Yavaş yavaş toplanmaya başlayan kitleler polis terörüyle karşılaşıyordu. Bekleyenler ve baskılarla karşılaşanlar sadece onlar değildi. Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Toyotetsu işçileri 1 Mayıs’ın ilk saatlerinden itibaren fabrikalarının önünde haklarını arıyorlardı. Onlarınki 1 Mayıs’ın ilk işçi mücadelesiydi.

Fabrika büyüyor işçinin cebi küçülüyor

Toyotetsu fabrikası Toyota marka otomobillerin çeşitli aksamlarını üreten büyük bir fabrika. Japon sermayesine ait fabrika hem Adapazarı’ndaki fabrikalara hem de Fransa ve İngiltere’deki fabrikalara üretim yapıyor. Fabrikanın kârları sürekli artıyor. Kurulduğundan bu yana fabrika gittikçe büyüyor ama işçilerin çalışma koşulları da ücretleri aynı şekilde iyileşmiyor. İşçilerden biri bunu fabrika yönetimine şöyle iletmiş: “Fabrika büyüdükçe, üretim arttıkça bizim koşullarımız kötüleşiyor. O zaman üretmemek mi lazım, fabrikayı küçültelim mi?” Sömürü gerçeği bu sözlerden daha iyi özetlenebilir mi? Toyotetsu büyüdükçe sömürü de büyüyordu. Zam dönemi yaklaştığında işçiler yapılacak zam oranını öğrenmek istediler. Fabrika müdürü soruları sürekli geçiştirdi. Bu durum işçileri tedirgin etmeye başladı. Patronun ilk hamlesi kıdem zamlarını kaldırmak ve performansa göre verilen ek zammı primlere katmak oldu.

Japon modeli sömürü

Sermayenin çok övdüğü Japon modeli çirkin yüzüyle işçinin karşısındaydı artık. “Biz bir aileyiz” diyordu her fırsatta patronlar. Ama işçiler bu ailenin üvey evlatlarıydı. Yöneticiler bir gün geliyor işçileri kaliteli üretim dolayısıyla alkışlıyorlar ertesi günse alkışladıkları işçilere düşük performans notları veriyorlardı. Ustabaşının adı “takım lideri” olmuştu ama sermayenin fabrika içindeki baskı düzeninde değişen bir şey yoktu. Yönetim işçilerin bir araya gelmesini bile istemiyor, işçiler arasında yakın arkadaşlıklar kurulduğu anda bu işçilerin vardiyalarını değiştiriyordu. Toyotetsu işçileri çoğunlukla genç. Birçoğu askerliğin ardından işe alınan işçilere, fabrikada da kışla koşulları dayatılıyor. İşçiler “Askerden sonra kurtuldum artık dediğim her şeyle bu fabrikada tekrar karşı karşıya geldik” diyorlar. Hatta “askeriyede mantık aranmaz” sözünü fabrikaya da uyarlamışlar.

“Doktorlarla ahbap olduk”

İşçiler 30 Nisan günü bordrolarını alıp da %10’luk komik zamla karşılaşınca haliyle tepki gösteriyorlar. Nasıl göstermesinler ki… Neredeyse işçilerin hepsi meslek hastalığı olan boyun ve bel fıtığından muzdarip. Sık sık meydana gelen iş kazalarında en küçük olay 3-4 dikişle sonuçlanıyor. Üstelik patron işçileri dikiş atıldıktan sonra istirahata göndermek yerine çalışmaya zorluyor. İşçiler “hastanedeki doktorlarla ahbap olduk, o kadar çok rahatsızlanan oluyor ki fabrikayla hastane arasına servis koymak lazım” diyorlar. Görüştüğümüz bir işçi fabrikaya girmeden önce boş olan sağlık karnesinin nasıl dolduğunu, başka arkadaşların kaç karne değiştirdiklerini anlatıyor. Hastaneye gelen işçilere doktorlar artık Toyotetsu’dan olup olmadıklarını sormuyorlar çünkü alışmışlar. İlk soru pres bölümünden mi yoksa kaynaktan mı geldikleri oluyor. Fabrikaya yıllarını vermiş işçiler bu koşullarda çalışmalarına rağmen koşullarında ciddi bir iyileşme olmadığını tam tersine kötüleşme olduğunu hatta çıkan yemeğin bile bozulduğunu söylüyorlar. Böyle olunca da önce oyalama ardından da %10’luk zam bıçağın kemiğe dayandığı an oldu. İşçiler sorunu değerlendirmek için fabrika yemekhanesinde toplandılar. İşçilerin üç talebi vardı. Düzgün bir maaş zammı; performansların maaşa yansıtılması ve tüm bu talepleri alabilmek için sendikalaşmak. Bu taleplerden en önemlisi sendikaydı çünkü işçiler Japon modeli ailenin yalan olduğunu görmüşlerdi ve sendikalaşırlarsa toplu sözleşmeyle haklarını o gün olmasa da ileride mutlaka alacaklarını biliyorlardı. İşçilerin birçoğu Türk Metal sendikasına üye oldular.

Fabrika önünde sabahladılar

Patronun tepkisi sert oldu. Fabrikada toplanan işçiler adeta kuşatıldı. Patron işçilerin taleplerini dinleyeceği yerde jandarmayı çağırdı. İşçiler jandarma eşliğinde fabrikanın dışına çıkarıldılar. İlk başta işçilerin direniş yapmak veya greve gitmek gibi bir niyetleri yoktu. Yemekhanede bile çay saatinde toplanmışlardı. Dışarı çıkarıldıklarında da toplu halde içeri girmeyi talep ettiler ancak diğer işçilerle buluşmaları patronu korkuttuğu için patron bu talebi geri çevirdi. Bu durum sendikacılar ve noter eşliğinde zapta geçirildi. İşçiler dışarıda beklerken içerideki işçilere yönelik yoğun bir tehdit ve beyin yıkama faaliyeti başlatıldı. İşçilerden sorgulamadan itaat etmeleri ve dayatılan koşulları kabullenmeleri istendi. Sabah vardiya değişim saati geldiğinde patronun oyunlarına bir yenisi daha ekleniyordu. Servisler işçilerin biriktiği ön kapıda durmadan içeri gireceklerdi.

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Bunu bilen işçiler telefonla beyaz vardiyadaki (sabah vardiyası beyaz, akşam vardiyası ise kırmızı olarak adlandırılıyor) arkadaşlarına haber verdiler ve fabrikaya yaklaşmadan servisten inerek kendilerine katılmalarını istediler. Ancak servis şoförleri biz de işimizden oluruz diyerek durmadılar. Fabrikanın arkalarından bir yerden dolanarak işçileri fabrikaya taşıdılar. Ancak işçiler yine de bekleyen arkadaşlarını görmüşlerdi. İçeriye girer girmez durumu değerlendirdiler ve toplantı yaptılar. Talepleri aynıydı ve bu taleplere arkadaşlarının içeri alınması da eklenmişti. Kırmızı vardiyadaki işçilerin karşılaştıkları baskıların benzerleriyle karşılaştılar. Sonuçta beyaz vardiyanın işçileri de mücadeleye katılarak arkadaşlarının yanına geldiler. Bu sürede patronun yıldırma taktikleri, baskısı sonucu bir dizi işçi çalışmaya geri döndü. Ancak bu işçilerden %30 prim kesintisi yapıldı. Bu işçilerin de önümüzdeki dönemde gönderilecekler listesinin başına yerleştirileceklerini kestirmek zor değil. Patron işi bilen ve tecrübeli yüzden fazla işçiyi attıktan sonra alelacele hiçbir eğitim vermeden bir gün içinde onlarca işçiyi işe aldı. Dönenleri bu işçileri eğitmek için kullandıktan sonra onlara da ihtiyacı kalmayacaktır. Daha önce işe giren işçiler en az 1 hafta eğitim gördüklerini ve bunun işin gerekleri ve kaza riski dolayısıyla çok önemli olduğunu belirtiyorlar. Patron eylem kırıcılık yaparken ciddi kazalara da zemin hazırlayarak sadece işçilerin ekmeğiyle değil hayatlarıyla da oynuyor. Şu anda yüzden fazla Toyotetsu işçisi yasadışı grev yapmak suçlamasıyla işten tazminatsız olarak atılmış durumda. Bu işçilerin çoğunluğu boyun ve bel fıtığı olduğu için yeniden iş bulmalarında da zorluklarla karşılaşacaklar. İşsiz kaldıkları için, maddi anlamda da zorluklarla yüz yüze gelecekleri kuşkusuz. Ancak mücadele ateşi bir kere düştü işçilerin içine. Hepsi kararlı olduklarını söylüyorlar. Bu kararlılıklarını da diğer işçilere taşıyacaklar mutlaka. Fabrikaya geri dönen ya da sürece katılmayan işçiler de mücadeleden başka yol olmadığını mutlaka göreceklerdir. Patronun biz aileyiz yalanlarına artık kimse kanmaz. Ancak yalanlara karnımız tok diyerek masaya yumruğu vurmak için de örgütlülük şart. Bu yüzden Toyotetsu işçilerinin sendikalaşma mücadelesi son derece önemli.     

 

TOYOTETSU İŞÇİLERİNİN HUKUKİ DURUMU

VE YASAL HAKLARI

 

            1-SENDİKALAŞMAK YASAL HAKTIR.          İŞVEREN İŞYERİNDE SENDİKAL MÜCADELENİN GELİŞMESİNİ İSTEMEDİĞİ İÇİN İŞÇİLERİN İŞ AKİTLERİNİ FESHETMİŞTİR. 

 

İşçiler yemek saatinde bir aradayken maaşlarında yapılacak zam konusunda durum değerlendirmesi yapmışlar ve taleplerini işverene iletmek istemişler fakat işveren işçileri dinlemek yerine jandarmayı çağırmış, jandarma işçileri yemekhaneden çıkarmıştır. Sonrasında ise işçiler işbaşına dönmek istemiş fakat işveren buna izin vermemiştir. Durum işçilerin yeni üye oldukları sendikanın girişimiyle noter tutanağıyla belgelenmiştir. Daha sonra ise işçilerden yüz kadarının iş akdi işveren tarafından “yasadışı grev yaptıkları” gerekçesiyle feshedilmiştir. 

 

            2-İŞ AKDİNİN FESHİ GEÇERLİ NEDENE DAYANMAMAKTADIR, İŞÇİLERİN GEÇERSİZ FESİH NEDENİYLE TAZMİNAT HAKLARI VARDIR.

 

İşçilerin iş akdi gerçekte sendikal nedene dayanarak feshedilmiştir. Bu durum iş akdinin feshinin işçilerin sendikaya üye oldukları tarihten hemen birkaç gün sonra olduğunun belgelenmesi ile kanıtlanabilir. Ayrıca noter tutanağıyla işçilerin grev yapmadıkları tam aksine işveren tarafından işyerine alınmadıkları belgelenmiştir. Bu durum işverenin iddiasının gerçeği yansıtmadığını kanıtlamaktadır.

 

İş akdinin sendikal nedene dayanarak feshi İş Kanunu’na göre “feshin geçerli nedene dayanmaması” hallerinden biridir. Üstelik sendikal nedenle fesih yasaklanmıştır. İş mahkemesine başvurularak feshin geçersizliği ile işçilerin işe iadesi talep edilebilir. Mahkeme davayı kabul ederse işçi yararına çalışmadığı dönem için dört aylık ücretten fazla olmamak kaydıyla bir tazminata ve işçinin işe iadesine karar verecek, işveren işçiyi işe almazsa dört ila sekiz ay arası işe başlatmama tazminatı ödenmesine de hükmedecektir. 

 

            İŞÇİLERİN BAZI HAKLARI

 

            1- SENDİKA KURMAK VEYA KURULMUŞ BİR SENDİKAYA ÜYE OLMAK     

 

İşçilerin tüm haklarını diğer işçilerle birlikte savunacakları bir sendika kurmak veya kurulmuş bir sendikaya üye olmak işçilerin en önemli hakkıdır. Çünkü işçilerin sadece birkaç tanesini saydığımız haklarının neler olduğunu, hak ihlalleri karşısında ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi yolunda nasıl mücadele edeceklerini öğrenecekleri en uygun yerler sendikalardır.

 

            2- ÜCRET ÖDENMEMESİ HALİNDE İŞ BIRAKMAK

 

İşçiler ücretlerinin ödenmesi gerektiği tarihin üzerinden 20 gün geçmesine rağmen ücretlerinin ödenmemesi halinde 21. günden itibaren iş bırakabilirler. Ancak bu iş bırakma işyerine giderek işin başında bulunarak yapılmalı ve işverenin kimi gerçekdışı iddialarına karşı diğer işçilerin tanıklığında hareket ederek gerçekleştirilmelidir.

 

            3-İŞÇİ HAYATININ VE SAĞLIĞININ TEHLİKEDE OLMASI HALİNDE İŞ BIRAKMAK

İşçi işyerinde hayatını ve sağlığını tehdit eden yakın, acil ve hayati bir tehlike ortaya çıkmışsa, durumu işyerindeki “iş sağlığı ve güvenliği kurulu”na, bu kurul yoksa işverene bildirmelidir.   Bu durum düzeltine kadar iş bırakmak işçinin hakkıdır, bu şekilde çalışmadan geçen sürede işçi ücretini almaya devam edecektir.

Sonuç olarak mevcut haklarını öğrenmek ve hayata geçirmek, aslında meşru ancak yasalaşmamış, tanınmamış tüm haklarını elde edebilmesi için işçinin birinci ve en temel hakkını, sendikalaşma hakkını hayata geçirmesi gereklidir.


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |