|
|
NOVAMED’DE GREV VE UMUTGeçtiğimiz günlerde İşçi Mücadelesi Gazetesi olarak Antalya Petrol-İş Örgütlenme Bürosunda Novamed direnişindeki üç kadın işçi arkadaşımız ile bir görüşme gerçekleştirdik. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, yüzlerindeki umut ışığı ve direnme kararlılığı bizim de gönüllerimize umut ekti.
%97’si kadın işçilerden oluşan bir fabrika. Bu kadınlar her 5 saniyede bir önlerinden geçen parçaları (diyaliz setlerini) birleştirmek zorundalar. İşçilerin çalışma saatleri dahilinde sadece 15 dakika dinlenme ve 35 dakika yemek araları var. Yemek arası dediysek, 2004’ten beri çalışma saatleri azaldı denilerek yemek verilmiyor. Aralarında hamileler de bulunan kadın işçilerin, bu kadar yorucu bir işte meyve suyu ve poğaça ile çalışmaları isteniyor. Çalışma süresince ve servislerde birbirleri ile konuşmaları yasak. İşçilerin iş dışındaki hayatlarına dahi patron ve şürekâsı tarafından müdahale ediliyor. Örneğin birbirlerine misafirliğe gitmeleri istenmiyor. Sabah işiniz var, gidin erken yatın deniliyor. Ayrıca evlenmeleri ve hamile kalmaları durumunda da işten çıkarılma tehlikesi var. Yönetim tarafından belirlenen dönemlerde evlenip, hamile kalabiliyorlar… Listeyi daha da uzatabiliriz. Burası Antalya Novamed. Alman Fresenius Medical Care’e bağlı, kronik böbrek hastaları için arter venöz setlerin üretildiği bir işyeri. Bu setler vasıtası ile böbrek hastaları diyaliz makinelerine bağlanabiliyor. Fabrika Antalya Serbest Bölgede faaliyet gösteriyor ve fabrikada 325 civarında işçinin çalıştırıldığı biliniyor ve üretimin çoğu kadınlar tarafından yapılıyor. Bunun nedeni açık: Çünkü patronlar, bu tip “ince el becerisi gerektiren işlerin” ancak kadınlar tarafından yapılabileceği bahanesini kullanarak, en ucuz ve güvencesiz emek gücünden, yani kadının emek gücünden faydalanıyor. 2000 yılından beri faaliyette olan işyerindeki sorunlar, fabrikanın kurulma aşamasından sonra giderek artmış. Diğer yandan işyerinde sendikal örgütlenme çalışmaları Petrol-İş tarafından 2005’ten itibaren yürütülmeye başlanmış. Sendikanın s’sini duyunca paniğe kapılan patronlar, kendiliğinden bazı göstermelik iyileştirmeler yapmaya başlamışlar. Tabii artık alıştığımız bir manzara tekrar etmiş, sendikanın ne mafyalığı kalmış ne hainliği. Sendika aleyhindeki patron propagandası, sendikanın kendilerine zarar verdiği ve bu yüzden fabrikayı Mısır’a taşıyacakları iddialarına kadar varmış. Buna rağmen ne işçiler ne sendika yılmış. Örgütlenme düzeyi giderek artmış ve toplu sözleşme yetkisi alınmış. Ancak 19 Nisan 2006’da başlayan TİS görüşmelerinden sonuç çıkmamış ve 26 Eylül 2006’da Petrol-İş üyesi işçilerce işyerinde grev başlatılmış. Amaç, çalışma koşullarının ve ücretlerin iyileştirilmesi, sendikal örgütlenmenin patronlarca tanınması. İşçi arkadaşlarımızdan ilk öğrendiğimiz, direnişin temelinde sendikanın ve sendikalılığın işveren tarafından kabul edilmemesinin yattığı. Patron ve çevresindekiler kabullenememişler sendikal mücadelenin yaygınlaşmasını. Sendikanın tanınmaması ve sendikayı engellemek için yapılanlar, işçilerin greve gitmesinde en büyük faktör olarak karşımıza çıkıyor. Patronun çalışanları üzerinde kurmaya çalıştığı otorite, onları köleleştirici ve bir bakıma da her türlü birlikteliklerini kırmaya yönelik olmuş. Örneğin, işçilerden mesai saatleri dışında birbirlerinin evlerine gitmemelerinin istendiğini öğreniyoruz. Yani fabrikada bir işçi kitlesi değil, birbiri ile ve çevresi ile iletişimi olmayan bir robotlar kitlesi görmek istiyor anlaşılan patron. Diğer bir insanlık dışı uygulama ise tuvalet izinleri. İşçilerin çalıştıkları vardiyalardaki gruplardan hangisi daha az tuvalete giderse ona 15 Euro civarında fazladan ödeme yapılmakta. Bu durum da geçim sıkıntısı çeken bu insanların tuvalet ihtiyaçlarını ertelemelerine neden olmakta. Firmanın ürettiği malların niteliği ile işçilerin karşılaştığı sonuçlar mide bulandırıcı bir tezat içeriyor. Böbrek hastalarının iyileşmesi için elleri ile set üreten kadın işçiler, tuvaletlerini tutmaktan böbrek hastalığı riski ile karşı karşıya gelmişler. Direnişin kararlı bir biçimde ve bu denli uzun sürmesi sonucunda şirketin sadece Türkiye ayağı değil aynı zamanda Almanya’daki merkezi de teyakkuz durumuna geçmiş. Önümüzdeki süreçte Almanya’dan bir ekibin gelmesi ve incelemeler yapması bekleniyor ki aralarında sendikacıların da olacağı söyleniyor. Şimdiki iddia, yöneticilerin kötü koşullardan habersiz olduğu!!! Kimin ne zaman hamile kalacağından haberi olan yöneticiler korkarız ki sadece kendilerini kandırmaktalar. Bir yandan da patronun işçiler nezdinde girişimleri sürüyor. Ancak bu girişimler topluca değil, bireysel girişimler. İşçi arkadaşlarımız bize, patronun bazı işçilerin evlerine giderek onlara grevden vazgeçmeleri için para teklif ettiğini, kısaca arkadaşlarını satmalarını istediğini söylüyorlar. Bir yandan da gülüyorlar; hepsi ret cevabı vermiş. Patron kızmış olmalı. Tabii grev kırıcıların varlığını da inkâr etmiyorlar. Zaten tanıdık, akraba ne varsa fabrikaya doldurulmaya, yeni işçiler alınmaya başlanmış. Yeni gelenlerle birlikte bir aile havası yaratılmaya çalışıyor patron. Serbest bölgede işçi olmanın kendine has sorunları var tabii ki. Öncelikle bu bölgeler küresel sermayeye ucuz emek kullanması için peşkeş çekilmiş alanlar. Buralarda örgütlenmek zaman zaman çok daha zor olabiliyor. Buradaki firmalar sürekli rekabet güçlerinin işçiler yüzünden azaldığından yakınıyorlar. Hele ki direnişin serbest bölgedeki diğer fabrikalara yayılması ve bu işçilerin de örgütlü mücadeleyi öğrenmeleri ve uygulamaları, serbest bölgenin patronları için tam bir kâbus. İşçi arkadaşlarımız da örgütlenmenin özellikle başlangıçta çok zor olduğunu aktarıyorlar. Bir yandan işyerindeki diğer işçilerin direniş saflarına çekilmesi ve patrona karşı verilen mücadele, diğer yandan da evde eş, anne, baba, sevgili, nişanlı vs nin ikna edilmesi süreci hayli zor olmuş. Ama başarmışlar sonunda. Şimdi diyorlar ki, “başka bir fabrika direnişe geçse, nerede olursa olsun destek veririz.” Direnmek önemli. Yılmamak önemli. Bir de unutmadan son not: Sohbetimizin sonunda Cumhurbaşkanlığı konusunu soruyoruz işçi arkadaşlarımıza. Ne dersiniz, diyoruz? “AKP’den birisi mi gelsin cumhurun başına yoksa diğer taraftan birileri mi? Hangisi sizin için iyi olur?” Cevapları çok net: “Biz emeğimize, ekmeğimize bakarız. İki taraf da aynı değil mi? Gelecek kişi işimizi, emeğimizi koruyacaksa bizim için önemlidir.” |
| | Anasayfa |
Gündemdekiler |
Teori & Politika |
İşçi Hareketi |
Ulusal Sorun |
Kadın Hareketi |
Gençlik | |