Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 19 - İçindekiler

Fransa seçimleri

Sarko facho!

6 Mayıs gecesi Nicolas Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığı belli olunca, Fransa iki ayrı tepki verdi. Paris’in İmparatorluk döneminden kalma Concorde meydanı, Sarkozy’nin zaferini kutlamaya gelen iyi beslenmiş, şık burjuvalarla doldu. Ama 1789 Fransız Devrimi’nin simgesi Bastille meydanında toplanan 5 binden fazla yoksul genç, Sarkozy’nin (Fransızların kısaltma merakıyla “Sarko”nun) seçilmesini protesto etti, polisle çatıştı. Aynen Sarko’ya “hoş geldin” demek için (!), 2005 Kasım eylemlerini hatırlatırcasına banliyölerde yüzlerce otomobili yakan ve polisle çatışan göçmen çocuğu gençler gibi. Gece bittiğinde Bastille meydanında bir anıtın kaidesine püskürtme boyayla yazılmış bir slogan kalmıştı: “Sarko facho!” (faşist Sarkozy).

Peki, Sarkozy gerçekten faşist mi? Faşist hareketin öteki burjuva siyasi akımlardan ayrılması bakımından çok titizlik göstermek gerekir, çünkü bu mücadelenin bütün hattını belirler. Sarkozy faşist değildir. Ama Fransa’daki neo-faşist hareketin önderi Le Pen’in göçmen nüfusa karşı bütün tutumunu çalmıştır. 2005 Kasımında banliyöler ayaklandığında Fransa’da doğmuş, ama çoğu Müslüman göçmen ailelerden gelen işsiz gençlere karşı son derece ırkçı davranmış, onlar için “racaille” (pislik) demiş, kullanılması gereken yöntemin böcek öldürme aracı olduğunu söylemiştir. Seçim sırasında da ortalama Fransız’ın ırkçı duygularına hitap etmiştir. Bu yüzdendir ki, 2002 cumhurbaşkanı seçiminde % 20’ye yakın oy alarak Chirac’ın ardından ikinci sıraya yerleşen, böylece 1974’ten beri girdiği seçimlerdeki en başarılı performansını gösteren Le Pen’in oy oranı bu kez ilk turda % 11’e kadar düşmüştür. (Fransa’da seçimler iki turludur. İlk turda en yüksek oyu alan iki aday ikinci turda yarışır.) Bu oylar, bu kez daha birinci turdan Sarkozy’ye gitmiştir. Yani 2007 Fransa cumhurbaşkanı seçimi şöyle özetlenebilir: faşist Le Pen gerilemiştir, ama fikirleri iktidardadır!

Sarkozy, Fransa’nın De Gaulle’den beri gördüğü en yüzü kızarmadan sağcılık yapacak cumhurbaşkanıdır. De Gaulle sonrasında sağ partilerden başkan seçilenler (Giscard ve Chirac), hem Fransa’nın ABD ile en çok çekişen Avrupa ülkesi olması, hem de solun ülke politikasındaki ağırlığı dolayısıyla, sağcılıklarını çok “terbiye” etmişlerdi. Sarkozy ateşli bir ABD taraftarıdır, Avrupa Birliği emperyalizmine inancı vardır, ama ABD ile yakın işbirliği temelinde. Göçmen düşmanı ve ABD yanlısı tavrının yanı sıra, programının en önemli boyutunu, Fransız işçi sınıfının hâlâ sökülüp alınamamış bir dizi hakkına saldırma hazırlığı oluşturmaktadır. Birincisi, dünyanın en kısa çalışma haftasına (35 saat) sahip Fransa’da 35 saatin ötesinde çalışmayı vergiden ve sosyal kesintilerden muaf tutarak pratikte iş haftasını uzatmayı vaad ediyor. İkincisi, özellikle kamu sektöründe bir nebze insani özellikler taşıyan emeklilik sistemini hedef alıyor. Nihayet üçüncüsü, burjuvazinin ödediği vergileri düşürmeyi planlıyor: Bu elbette sosyal harcamalarda zorunlu kısıtlamalarla el ele gidecektir. Fransa, Avrupa’da burjuvazinin neoliberal tarruzundan en az etkilenmiş ülke olarak biliniyor. 2006 bahar aylarında milyonlarca gencin ve işçinin İlk İstihdam Yasası’nı nasıl püskürttüğü hâlâ hatırlarda. Fransız burjuvazisi yıllardır kendine bir Mrs. Thatcher arıyor. Sarkozy’nin bir Mr. Thatcher olup olamayacağını zaman gösterecek.

 Solda sarsıntılar

Fransız solunun gittikçe burjuvalaşan en büyük partisi Sosyalist Parti’yi, Ségolène Royal’in ikinci turdaki yenilgisinden sonra ciddi bir sarsıntı bekliyor. Royal sağından ve solundan eleştiriliyor. Üstelik daha cumhurbaşkanı seçimi biter bitmez genel seçim çalışması başlıyor, çünkü Haziran’da meclis de yenilenecek.

Bizim için önemli olan, işçi sınıfına yönelik politika yapan güçler. Bu sola yönelen oylar ilk turda ciddi bir gerileme gösterdi. Neoliberal politikalara karşı tavır alan adayların oyu 2002 seçiminin ilk turunda % 14 iken bu kez % 9’a düştü. Ama bu % 9 içindeki dağılım önemli bir tarihsel gelişme eğrisini de içeriyor. 1995’e kadar Avrupa’nın ikici büyük Stalinist partisi olan Fransız Komünist Partisi (FKP), Trotskist sola karşı ezici bir ağırlığa sahipti. Onun altı yedi katı oy alırdı. Bu seçimlerde, 2002 seçimlerindeki tablo pekişti. Üç Trotskist adayın % 6 oyuna karşılık, FKP adayı % 1,9’da kaldı. Tek başına LCR (Devrimci Komünist Liga) adayı bile FKP adayının iki katı oy aldı (1,5 milyon oya karşılık 700 bin). Trotskizmin Stalinizme karşı tarihi yükselişi başka ülkelerde olduğu gibi Fransa’da da devam ediyor!

LCR Sosyalist Parti’nin solunda bu seçimde oyunu arttıran tek parti (%4,25). Bu başarıda partinin adayı, 33 yaşındaki posta memuru Olivier Besançenot’nun gençlikle kurmayı başardığı ilişki çok önemli rol oynadı. LCR’nin oyları içinde öğrencilerin ve genç işçilerin oyları ağırlık taşıyor. Öteki Trotskist adaylardan onyıllardır Lutte Ouvrière (LO) adına cumhurbaşkanı seçiminde yarışan Arlette Laguiller son defa girdiği seçimden ağır bir yenilgiyle ayrıldı: 2002’de % 5’ten fazla oy alan Arlette, bu kez % 1,3’le yetinmek zorunda kaldı!

Bir de “Lambertist” olarak bilinen Trotskist akımın Fransa seksiyonu PT’nin (İşçi Partisi) adayı katıldı seçime. LCR ve LO’nun adaylarının her ikisi de proleter iken, PT’nin adayı Gérard Schivardi bir KOBİ patronu idi. Ve seçim platformu bütünüyle Avrupa Birliği’ne karşı Fransız ulus devletinin savunusunu eksen almıştı. Schivardi çok düşük bir oy alabildi.

Fransa yeniden mücadeleye hazırlanıyor. Haziran seçimlerinden çıkacak meclisin bileşimi elbette önem taşıyor. Ama esas önemli “seçim” sonbahardan itibaren gelecek. Sarkozy hem işçi sınıfına, hem de göçmenlere saldırmaya karar verdiği takdirde, hem yeni Kasım 2005’lerle, hem de bahar 2006 eylemlerine bezer mücadelelerle karşılaşması ihtimali çok yüksek. Fransız işçi sınıfı ve gençliği sandıkta uslu durur, sokakta ise bir konuşur, pir konuşur! 

 

İtalya

 

“Tarihsel uzlaşma” gerçekleşti!

Parti birleşmeleri Türkiye’ye özgü değil. İtalya’da iktidarda olan sol koalisyonun en büyük iki partisi birleşti. DS (Solun Demokratları) ile Margarita (Papatya) partileri birleşme kararı aldılar. Yeni parti İtalya’nın en büyük partisi olacak. İki partinin son 2006 seçimlerinde aldığı toplam oy % 28. Buna karşılık eski başbakan sağcı Berlusconi’nin aynı seçimdeki oyu % 24 idi. Bu, dokuz partiden oluşan koalisyon hükümetine bir nebze istikrar getirecek. Ama İşçi Mücadelesi’nin daha önce belirtmiş olduğu gibi, bu koalisyon sol falan değil, düpedüz burjuvazinin programını uygulayan bir hükümet.

Birleşmenin asıl önemi, Stalinist hareketin tarihsel gelişiminde sembolik bir anlamı olmasında. DS, 1980’li yılların sonuna kadar kapitalist dünyanın en büyük Stalinist partisi olan İtalyan Komünist Partisi’nin (İKP) mirasçısı. Margarita ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında İtalyan burjuvazisinin ana partisi olan Hıristiyan Demokratlar’ın ilerici kanadı. İKP’nin 70’li yıllardaki önderi Enrico Berlinguer, İKP’nin ana rakibi Hıristiyan Demokratlarla bir “tarihsel uzlaşma” yapılmasını önermişti. “Komünist” adını taşıyan bir partinin kendi ülkesinin burjuvazisiyle uzlaşmasını savunan bu öneri Avrupa kıtasının Stalinist partilerinin çözülmesinde önemli bir dönüm noktasıydı. Ama bu strateji uygulamaya konulamamıştı. Şimdi köprülerin altından çok su akmış durumda. İKP’nin ana gövdesi önce sosyal demokratlaştı, ardından sadece sol demokrat oldu, şimdi de Hıristiyan Demokratlar ile birleşti. Bütün bunlar da partinin kırk yıllık sözde komünist yöneticilerinin iradesi ile yapıldı. Bugün emperyalist-kapitalist İtalyan devletinin cumhurbaşkanı, İKP’nin tarihsel önderlerinden Giorgio Napolitano; meclis başkanı ise İKP geleneğinin en sol temsilcisi, Rifondazione partisinin önderi Fausto Bertinotti! Burjuva devletinin doruklarında huzur içinde oturuyor, Marx’ın deyişiyle “burjuvazinin ortak işlerini yürütüyorlar”. Stalinizm ne sıkı komünizmmiş ama!


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |