Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 18 - İçindekiler

Ekim Devrimi 1917-2007

 

Nisan Tezleri: Lenin devrimin yolunu gösteriyor

 

1917 Rusyası’nda Şubat’tan Ekim’e giden dönemde büyük tarihsel öneme sahip olaylardan biri de Bolşeviklerin önderi Lenin’in Nisan ayında ülkeye gelişiydi. Politikalarını burjuva devriminin hedefleriyle sınırlayan partinin yanlış yönelişini görerek Nisan Tezleri ile buna müdahale eden Lenin, Trotskiy’in 1905’te ortaya attığı Sürekli Devrim fikrini özü itibariyle benimseyip partiyi de bu rotaya soktu. Artık sıra işçi sınıfıyla devrimci öncüsünün büyük buluşmasına geliyor, proleter devriminin yolu açılıyordu.  

 

Rusya’da Çarlığın 1917 Şubat’ında yıkılması devrim açısından yeni bir başlangıç demekti. Şubat Devrimi işçi sınıfının devrimci eylemiyle başlamış ve nihayet üniforma giymiş köylülerden başka bir şey olmayan askerlerin desteğiyle başarıya ulaşmıştı. Ancak bu başarı sınırlıydı. İşçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin yetersiz olması dolayısıyla iktidar burjuvazinin eline verildi. İktidar değişmiş, ancak işçi sınıfı ve yoksul köylülük ne sömürüden ve açlıktan, ne zorbalıktan, ne de emperyalist savaşta can vermekten kurtulabilmişti. Burjuvazi Çarlık’tan devraldığı, en başta da savaş olmak üzere hemen bütün gerici politikaları sürdürüyordu. Ancak Şubat Devrimi yalnızca burjuvaziye iktidar değil, işçilere de 1905 Devrimi’nden hatırladıkları o muazzam aygıtı, Sovyetleri vermişti.

Her ne kadar ülkeyi görünüşte burjuvazinin geçici hükümeti yönetiyorduysa da, Sovyetler sayesinde aslında bir ikili iktidar durumu hüküm sürüyordu. Geçici hükümetin, silahlı işçi milisleri örgütlemiş olan Sovyetlere hiçbir kararını zorla uygulatma şansı yoktu. Sovyetler geçici hükümet karşısında alternatif bir iktidar odağı oluşturuyordu.

Şubat devriminin yarattığı bu koşullarda sosyalistler siyasal olarak gidecekleri yolu belirlemek zorundaydılar. Bu konuda derin ve yaygın bir kafa karışıklığı yaşanıyordu. Geri, feodal bir ülkede sosyalist bir devrimin mümkün olmadığı, işçi sınıfının görevinin burjuva demokratik devrime yardım etmek olduğu genel teorisi sosyalistlerin önemli bir kısmını Geçici Hükümeti desteklemeye yöneltmişti. Küçük-burjuva sosyalisti olan Menşevik ve Sosyal-Devrimciler isimli partiler geçici hükümeti doğrudan destekleme yoluna gittiler. Ülkenin tek devrimci Marksist partisi olan Bolşeviklerin bir bölümünde de aynı yanılsamanın sonucu olarak bu hükümete eleştirel destek verme tutumu ağır basıyordu. Çünkü Bolşeviklerin önemli bir kısmı, burjuva devriminin henüz tamamlanmadığını bu devrimi tamamlamak için işçilerin ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü oluşturmak gerektiğini (yani işçi sınıfıyla küçük burjuvazinin koalisyonuna dayanan bir demokratik devrimci iktidar) savunuyorlardı.

Lenin Şubat Devrimi’yle birlikte sürgünden döndü ve tüm bu kafa karışıklıklarına son vermek için kolları sıvadı. Bolşevik Partisi içinde sert bir tartışma başlattı. Lenin’in bu çerçevede hazırladığı tezler Nisan Tezleri olarak tarihe geçti. Bu tezler Şubat’ın ertesinden Ekim Devrimi’ne uzanan dönemin devrimci programının ana hatlarını oluşturuyordu.

Lenin öncelikle durumu tahlil etmekle başlıyordu. İktidarın burjuvaziye geçmesiyle birlikte burjuva devriminin dar anlamda tamamlandığını tespit etti. Lenin’in kendisi dahil olmak üzere Bolşevikler, Şubat Devrimi’nden önce burjuva demokratik devrimin, işçi ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü olmadan gerçekleşemeyeceğini düşünüyorlardı. Oysa burjuva demokratik devrim, burjuvazinin iktidarı alması anlamında tamamlanmış ama bu süreç öngörülmedik bir biçimde işçi ve köylülüğün demokratik diktatörlüğünü de Sovyetler şahsında bir ikili iktidar odağı olarak yaratmıştı. Lenin yeni politika ve programın bu duruma uygun olarak belirlenmesini savunurken eski formüllere bağlı kalmakta ısrar edenleri “Bolşevik antikalar müzesine kaldırmayı” öneriyordu. Lenin’in bu tavrı somut durumun somut tahliline dayanan Marksizm’in nasıl dogmatizmden ve her tür tutuculuktan kesin biçimde ayrıldığını gösteren önemli bir örnektir.

Lenin Nisan Tezleri’nde ikili iktidar durumunu tanımlayarak bir yanda geçici hükümet öte yanda sovyetlerin bulunduğu bu çelişik konumun devam etmeyeceğini mutlaka birinin galip geleceğini belirtiyordu. Lenin’e göre geçici hükümet varlığını, sovyetlerde temsil edilen işçi sınıfı ve köylülüğün verdiği destek sayesinde sürdürmektedir. Sovyetlerde hakim durumdaki küçük burjuva partileri burjuvazinin siyasal etkisini ezilen yığınlar içine taşıyarak bu desteği sağlamaktadır. Lenin net bir biçimde burjuva geçici hükümete karşı olmak gerektiğini söyleyerek burjuvazinin ezilen yığınlar içindeki etkisine karşı mücadele etmeyi savunmuştur. Bunun için de işçi sınıfının devrimci temsilcisi olan komünistlerin kendilerini küçük burjuvaziden net bir şekilde ayırmalarının şart olduğunu vurgulamıştır. Bu, ufkunu burjuva demokratik devrimiyle sınırlamayan ve tüm iktidarın sovyetlere geçişini sağlayacak bir programın formüle edilmesi demekti. Bu açıdan bakıldığında zaten ikili iktidar koşullarında gerçekleşmiş olan “işçi sınıfının ve köylülüğün devrimci demokratik iktidarı” sloganı tamamen terk edilmeli ve “bütün iktidar sovyetlere!” sloganı benimsenmeliydi.

Lenin ısrarla hukuka değil işçi sınıfının doğrudan eylemine dayanan sovyetlerin her türlü burjuva parlamenter rejimden daha ileri olduğunu vurguluyor ve bunu soyut bir propaganda olarak değil somut sorunlara çözüm getirecek tarzda formüle diyordu. “Bütün iktidar sovyetlere!” sloganı açlığa karşı tarımın planlanması ve toprakların kamulaştırılması talebiyle el ele gidiyordu. İşçi denetimi, bankaların kamulaştırılması ve tek bir devlet bankası talebi savaş koşullarında çökmekte olan ekonomik yaşamı emekçiler lehine düzeltmenin pratik araçlarıydı. Biçimsel burjuva demokrasisinin yerine polisin ve düzenli ordunun yerini işçi milislerinin aldığı, memurların seçildiği ve geri çağrılabilir olduğu gerçek bir işçi demokrasisi bu programın temel taşlarından biri oldu. Nihayet emperyalist savaşın bitirilmesi, işgal ve ilhakların sözde değil pratikte reddedilmesi de ancak sovyet iktidarıyla sağlanabilirdi.

Lenin’in Nisan Tezleri ile ortaya koyduğu program birçok bakımdan Trotskiy’in aşamaların birbirinden bağımsızlaştırılmasını reddeden ve burjuva devriminin görevlerinin de ancak işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleştirilebileceğini savunan sürekli devrim anlayışıyla örtüşüyordu. Lenin’in Nisan Tezleri de Trotskiy’in sürekli devrimi de işçi sınıfını küçük-burjuvazinin peşine takmaktan başka bir işe yaramayan demokratik devrimci anlayışların karşısına işçi sınıfını köylülüğün ve küçük burjuvazisinin öncüsü haline getirmesiyle çıkıyordu. Bu anlayış Ekim devrimiyle pratikte büyük bir zafer kazanacaktı.

Ne var ki Lenin’in bu görüşleri partisine kabul ettirmesi kolay olmadı. Kamanev gibi eski Bolşevikler bu fikirlere cepheden karşı çıktılar. Hatta Lenin’in eski yazılarını yine Lenin’e karşı kullanmaya çalıştılar. Stalin gibi birçokları ise başlangıçta Kamanev gibi düşünmekle birlikte ibrenin Lenin’den yana dönmesiyle saf değiştirdiler. Sonuçta Lenin tamamen demokratik bir iç tartışma sürecinin sonunda partisini ikna etmeyi başardı. Bu ikna süreci Bolşevik Partisi’nin yaşanan süreci doğru değerlendirmesini sağlayarak ona sosyalist devrime öncülük etme kapasitesi kazandırdı. Partinin resmi çizgisinden farklı anlayışların ihanet olarak damgalandığı ve Lenin’den sonra bir yozlaşma olarak ortaya çıkan tek sesli Stalinist parti anlayışı o zaman hakim olsaydı Lenin’in ve Ekim Devrimi’nin kaderi nice oldurdu bilmiyoruz. Ancak bugün bildiğimiz Lenin’in dehasının Bolşevik Partisi’nin nitelikli yapısı ve kadrolarıyla birleşerek işçi sınıfı için son derece etkili bir silah haline gelmiş olduğudur. Nisan Tezleri tüm bu bakımlardan geleceğin Ekim Devrimlerini yaratmak adına yola düşenler için vazgeçilmez bir kılavuz olma özelliğini sürdürmektedir.


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |