|
|
İşçi Mücadelesi Birleşik İşçi Cephesi için mücadele ediyor!
İşçi Mücadelesi gazetesi, bir yıla yakın bir süredir, Türkiye’de askeri müdahale ve faşizm tehlikelerinin yükselişine karşı sosyalist solu, içinde emek örgütlerinin de yer alacağı bir Birleşik İşçi Cephesi inşa etmek üzere bir girişimde bulunmaya davet ediyor. Bu çabada somut adımlar atılabilmesi amacıyla, Şubat ayının sonlarında ilk girişimimizi yaparak “Sosyalist Forum” adını taşıyan bir platformda ortak tartışmalar düzenlemekte olan bir dizi sosyalist parti ve oluşuma bu yönde birlikte somut bir girişim yapma çağrısında bulunduk. Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Sosyalist Emek Hareketi Parti Girişimi (SEH) öneriyi sahiplendiler. Toplumsal Özgürlük Platformu’nun (TÖP) ve Sosyalist Dayanışma Platformu’nun (SODAP) kısa süre içinde olumlu bir tutum açıklamaları bekleniyor. Bunların yanı sıra, EHP ve SEH ile bilikte, Ezilenlerin Sosyalist Platformu’na (ESP), Halk Kültür Merkezleri’ne (HKM), İşçilerin Kardeşliği Partisi’ne (İKP), Odak dergisine ve Anti-Kapitalist Parti Girişimi’ne öneri götürülmüş durumda. Bu oluşumların cevapları alınır alınmaz, öneri bir dizi başka parti ve oluşuma da taşınacak. İşçi Mücadelesi’nin önerisinin genel doğrultusu hakkında okuyucularımıza bir fikir verebilmek amacıyla, Sosyalist Forum’u oluşturan parti ve oluşumlara gönderilen mektubu, gereksiz pratik bilgileri çıkararak, aşağıda bilginize sunuyoruz.
Bir Üçüncü Cephe, bir Birleşik İşçi Cephesi için! Sosyalist Forum’u oluşturan siyasi akımların yönetici organlarına ve yayın kurullarına, Değerli arkadaşlar, (...) Önerilerimizi madde madde ortaya koymadan önce kısaca Türkiye’nin bugünkü durumuna damgasını vuran iki temel çelişkiye değinmek yararlı olacaktır. Birincisi, Türkiye burjuvazisi bir politik iç savaş yaşamaktadır ve bu savaş 2007 yılına damgasını vuracaktır. Savaşın ana muharebeleri (ek bir sarsıntı nedeni doğmadığı takdirde) cumhurbaşkanı seçimi ve genel seçim olacaktır. İkincisi, Türkiye’nin hakim güçleri hem Kürt hareketini ezme, hem de Kerkük referandumuna müdahale etme amacında olduğu için Kürt sorunu muazzam bir güncellik kazanmıştır. 2007 yılına damga vuracak ikinci ana çelişki Türkiye devleti ile Kürt mücadelesi arasındaki bu çelişkidir. Bu iki çelişkinin bileşik etkisi sonucunda, uzun yıllar boyunca yaşanmış olan gelişmelerin de etkisiyle bugün Türkiye’de iki burjuva kampı keskin biçimde karşı karşıya gelmiştir. Bunlardan birincisi, Batıcı-laik kamptır. Bu kampın yönetici gücü TSK’dır, yükselen yıldızı ise faşist hareket. İkinci kamp ise İslamcı burjuvazinin kampıdır ve yönetici gücü elbette AKP’dir. İki kampın sınıf mücadelesi bakımından hemen hemen hiçbir farkı yoktur: Her ikisi de sermayenin büyük neo-liberal, küreselleşmeci taarruzunun savunucusu ve uygulayıcısıdır. İki kampın emperyalizm yandaşlığı bakımından hemen hemen hiçbir farkı yoktur: Her ikisi de ABD’cidir ve ABD-İsrail-Türkiye stratejik ittifakı yanlısıdır. AB konusunda ise aralarında bazı farklar mevcut olmakla birlikte stratejik hedefleri aynıdır. Nihayet, her iki kamp da Kürt düşmanıdır: Yine aralarında taktik farklar olmakla birlikte, stratejik yönelişleri Kürt halkını ezen rejimin muhafazasıdır. Bu bakımdan işçi ve emekçiler açısından da, Kürt halkı açısından da ne bir kampın desteklenmesi mümkündür, ne de ötekinin. Ancak, şu gerçek ortadadır: bugün yükselen tehlike, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri dolayısıyla gündeme gelebilecek bir askeri müdahale (hatta darbe) ve/veya genel seçimlerden MHP’nin ikinci parti olarak çıkması halinde Türkiye tarihinde ilk kez bir faşist başbakanın başa geçmesi dolayımıyla faşizmin iktidarı zorlamasıdır. Bu yükselen ikiz tehlike, siyasi iktidarın ele geçirilmesi mücadelesinin doğrudan ifadeleri yanı sıra, kendini ayrıca Hrant Dink suikasti ile başlayan ve sayısız tehditle devam eden terör ortamında, Kürt hareketine, hatta bir halk olarak Kürtlere karşı, yarın kitlesel çatışmalara ve bir katliama dönüşebilecek kışkırtmalarda ve sosyalist sola son dönemde yönelen saldırılarda da ifade etmektedir. Askeri müdahale ve faşizm tehlikelerinin yükselişine karşı, İşçi Mücadelesi olarak biz burjuvaziden bağımsız bir “üçüncü cephe”nin kurulmasını yakıcı bir ihtiyaç olarak görüyoruz. Türkiye’yi yukarıda sözü edilen laik-antilaik ve Türk-Kürt bölünmelerinden farklı bir temelde bölmek gerekiyor: sınıf temelinde. Sözü edilen cepheye biz bu yüzden Birleşik İşçi Cephesi diyoruz, ama ad konusunun ortak mücadeleyi tıkamasına elbette izin verilemez. Sosyalist Forum’u oluşturan hareketlerin bazılarının da bu tür bir üçüncü cephe ihtiyacını daha evvel dile getirmiş olmasına ve bu hareketlerle ilişkilerimizin dostane niteliğine yaslanarak önerimizi önce sizlere açıyoruz. İki konuda berrak olmak gerekiyor. Birincisi, aşağıda yer alan önerilerin muhatabı esas olarak sosyalist solun bütünüdür. Ama bu bütüne çağrı yapabilmek için bir yerden başlanması, asgari bir ortaklığı sağlanabilmiş grupların bir arada davranması yararlı, hatta gereklidir. Biz Sosyalist Forum’u oluşturan hareketlerle temasa geçerken bunu göz önünde bulunduruyoruz. İkincisi, çağrımız Sosyalist Forum’un tüzel kişiliğine değil, onu oluşturan hareketleredir. Bildiğimiz kadarıyla Sosyalist Forum’u oluşturan hareketler henüz pratik bakımından birbirlerini bağlayan bir ilişki içinde değildir. Bizim Forum’a gelmemizin nedeni dost sosyalist hareketlerle hep birden bir ilişki kurmaktır. Yukarıdaki genel tablo ışığında İşçi Mücadelesi, sizleri aşağıdaki önerileri göz önüne almaya çağırıyor: 1) Türkiye politikasında bir üçüncü cephenin oluşturulması. Bu cephe, Türkiye politikasında her tartışmanın burjuvazinin iki cephesinin kanallarına akmasına engel olarak, işçi sınıfı ve emekçilerin burjuvazinin hegemonyasından kurtulmasını, sınıf çıkarları uğruna mücadele etmesini sağlayacaktır. Cephenin kuruluşu sosyalist ve devrimci demokrat hareketlerin inisiyatifi ile olacaksa da, tamamlanmış halinin sendikaları, meslek örgütlerini ve diğer kitle örgütlerini kapsaması gerekir. Bu cephe çok az sayıda ilke etrafında kurulmalı, ayrıntıda farklılıkların birlikteliği engellemesine izin verilmemelidir. Başlangıç olarak bizim önerdiğimiz ilkeler şunlardır: işçi-emekçi çıkarları uğruna mücadeleyi merkeze almak, neoliberalizme, küreselleşmeci politikalara cepheden karşı çıkmak; hem ABD, hem AB emperyalizmlerine ve bunların savaşlarına kararlı biçimde karşı olmak; Kürt halkının haklarına sonuna kadar sahip çıkmak, askeri çözüme karşı durmak; İslamcı-laik çatışmasından uzak durmak; bütün demokratik haklar ve özgürlükler uğruna mücadele etmek. Bunlara belki bir-iki ilke daha ilave edilebilir, ama gerisini her hareketin propaganda özgürlüğüne bırakmak gerekir. Bu cephe bir kez kurulduğunda, anlaşma sağlanabilirse Kürt hareketiyle el ele verebilir. Böylece, geçmişte Emek, Barış, Özgürlük (Demokrasi) Bloku’nun yapamadığını başarabilir, seçimlere işçi sınıfı ile Kürt halkının ittifakını temsil eder biçimde girebilmenin önkoşullarını yaratabiliriz. 2) Cumhurbaşkanı seçiminde halkın adayı olarak Yaşar Kemal etrafında kampanya düzenlemek. Nisan-Mayıs aylarında Türkiye’yi sarsacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri işçi sınıfı ve sosyalistleri bir ikilemle karşı karşıya bırakacaktır: Sadece Erdoğan’a karşı çıkmak, TSK etrafında onun seçilmesini engellemeye yönelen ve her türlü anti-demokratik yöntemi uygulamaktan kaçınmayacağı şimdiden belli olan ittifaka destek hanesine yazılacaktır; TSK ve izleyicilerine karşı çıkmakla yetinmek, Erdoğan’a destek vermek anlamına gelecektir. Halkın karşısına Yaşar Kemal’in adaylığıyla çıkmak bu ikilemi parçalayacaktır. Bu adaylığın en önemli sonucu ise, yukarıda sözü edilen üçüncü cepheyi pratikte kitlesel olarak kurmaya doğru muaazzam bir adım olacak olmasıdır. Elbette, burada önemli olan “halkın adayı” yönelişidir. Yaşar Kemal bizce bu bakımdan en iyi adaydır, ama elbette başka isimleri de tartışmaya hazırız. 3) “Halk aydınına sahip çıkıyor” kampanyası. Hrant Dink suikasti sonrasında da sol, Kürt ve demokrat aydınlara tehditler yoğunlaşarak devam ediyor. Bu insanları politik olarak korumak gerekir. EHP’nin, bizim de bulunduğumuz Sosyalist Forum toplantısında yaptığı öneriyi destekliyor, bunun bütünsel bir kampanya haline getirilmesini, işçi sınıfı örgütleri ve kitle örgütlerinin desteğine açılmasını, sesini farklı yöntemlerle topluma duyurma çabasına girmesini öneriyoruz. Yoldaşlar, Zor günlerden geçiyoruz. Türkiye solu burjuvazinin güçleri karşısında zayıf olabilir, ama dünya ve Türkiye tarihinden öğrendiğimiz dersleri uygulamaya koyabilecek bir olgunluğa da sahiptir. Bunu kanıtlamalıdır. Faşizmin yükselişine karşı bir barikat oluşturmak, işçi sınıfını ve emekçileri burjuvazinin hegemonyasından kurtarmayı gerektirir. Sorun bu kadar yalındır. Bu yolda birlikte büyük adımlar atabileceğimiz umudu içinde size devrimci selamlarımızı iletiyor, iyi çalışmalar diliyoruz.
İşçi Mücadelesi 24 Şubat 2007 |
| | Anasayfa |
Gündemdekiler |
Teori & Politika |
İşçi Hareketi |
Ulusal Sorun |
Kadın Hareketi |
Gençlik | |