Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 18 - İçindekiler

Ne Erdoğan, ne generaller!

İnce Memed Çankaya’ya!

 

Nisan-Mayıs aylarında yapılacak cumhurbaşkanı seçiminde Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması ihtimali, 28 Şubat cephesinin gözünü döndürmüş durumda. Bunu engellemek için her şeyi yapmaya hazırlar. Askeri darbeye davetiye çıkarıyorlar, faşistlerle birlikte hükümet olmaya hazırlanıyorlar. Bu cephenin militan sözcülerinden İlhan Selçuk, eski cuntacılık günlerinin çekmecesinden sararmış bir sloganı çıkarttı bile: “cici demokrasi”! 28 Şubat cephesi, demokratik hakları ayaklar altına almaya, Türkiye’yi karanlık günlere taşımaya hazırlanıyor.

 Evet, Tayyip Erdoğan ve AKP gericidir! Ama iddia edildiği gibi Türkiye’de bir “şeriat tehlikesi” yarattığı için değil. İMF’ci ve özelleştirmeci olduğu, yani işçi-emekçi düşmanı olduğu için. Her politikasıyla patronlar için çalıştığını kanıtladığı için. Linç girişimlerini “halkımızın haklı tepkisi” diyerek cesaretlendirdiği için. Emperyalizm ve savaş yanlısı olduğu ve Irak, Filistin ve Lübnan halklarının karşısında olduğu için. Diyarbakır’da “Kürt sorunu”ndan söz ederken, Batı’da “Kürt sorunu yok” dediği için!

 Ama 28 Şubat kampı daha da tehlikelidir. 28 Şubatçılar kendilerini anti-emperyalist gibi sunmaya pek meraklıdırlar, ama aynen Erdoğan gibi emperyalizm ve savaş yanlısıdırlar. İMF ve NATO’dan kopmayı ağızlarına bile almazlar. İran’a karşı ABD’nin yanındadırlar. Özelleştirmeye bile karşı değildirler, iş ki “ulusal” dedikleri sermaye yararlansın. Güya cumhuriyetten geri düşme ihtimaline karşı mücadele ederler, ama lafa “şeriat” diye başlarlar, sonra Kürt halkının haklarına saldırırlar. Sözde “aydınlanma”cıdırlar, aydınlığın en büyük düşmanı faşist hareketle ittifak içindedirler. Açıktan açığa askeri darbe çığırtkanlığı yaparlar. Kurtuluşu askeri yönetimde ararlar. Yani 55 yıldır NATO kuvvetleriyle bütünleşmiş bir gücün iktidarında! Cumhurbaşkanlığına bir general, olmazsa karanlık suratlı bir yargıç ya da bürokrat, o da olmazsa bir politikacı eskisi önerecekler.

 Türkiye’de işçiden, emekçiden, özgürlükten, demokrasiden yana olanlar gerçek bir ikilemle karşı karşıya:

 Evet, ordunun ne gerekçeyle olursa olsun cumhurbaşkanı seçimine müdahalesine karşı bir barikat oluşturmak gerekir. Ama demokratik hakların ayaklar altına alınmasına karşı çıkma görevimizi yerine getirirken aynı zamanda Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını destekler konuma mı düşmeyi seçeceğiz?

 Evet, Tayyip Erdoğan’ın, o ABD taraftarı, İMF’nin memuru gibi davranan işçi-emekçi düşmanının 7 yıl Çankaya’da oturmasına karşı çıkmak gerekir. Ama ona karşı çıkmakla yetinmek bizi 28 Şubatçıların peşine takmaz mı? Bu tavır askeri darbe ve faşizm tehlikesine omuz vermek anlamına gelmez mi?

 Bu ikilemi mutlaka aşmamız gerekiyor.

 Türkiye’nin işçileri, emekçileri, köylüleri, aydınları, kadınları, gençleri ve Kürtler bu ikileme mahkûm değil. Halk kendi adayının etrafında toplanmalı. Bağımsız bir adayla her iki gerici kampa karşı sesini yükseltmeli.

 Biz halkın adayı olarak cumhurbaşkanlığına, bu toprakların kültür hayatının eğilmeyen çınarı, halkın yüz akı Yaşar Kemal’i öneriyoruz!

Yaşar Kemal bu toprakların neredeyse her bireyinin gönlünde özel bir köşeye sahiptir. Eğer bir evde roman okunuyorsa, o eve Yaşar Kemal mutlaka girmiştir. Yaşar Kemal Çukurova’nın toprağından, Torosların ormanlarından İstanbul’a uzanmış ve bütün bu coğrafyayı kucaklamıştır. Kürt doğmuş ve yaşamıştır, Türkçe yazmış, Türkiye’nin gönlüne taht kurmuştur. Şovenistlerin bir boğazlaşmayı kışkırtmakta olduğu bu günlerde Kürdün ve Türkün kucaklaşmasını sağlayacak bir adaydır.

Yaşar Kemal sadece bir romancı, bir kültür adamı değildir. Aynı zamanda, siyasi hayatta bir yeri vardır. 60’lı yılların sosyalist hareketinin içinden gelir. Gönlü işçiden, ırgattan, marabadan, yarıcıdan, mevsimlik işçiden, küçük memurdan, esnaftan ve tabii ki aydından yanadır.

Unutmayalım, sorun cumhurbaşkanlığı seçimleriyle bitmiyor. Türkiye’nin hakim sınıfları iki kampa bölünmüş, bir politik iç savaşa tutuşmuştur. Cumhurbaşkanı seçiminden sonra genel seçimler geliyor. AKP’ye karşı hazırlanmakta olan hükümet formülü, CHP-MHP koalisyonudur. Bu kendi başına yeterince kötüdür. Ama daha da kötüsü var. Bugün CHP az farkla önde görünse de, MHP’nin  seçimde alacağı oy CHP’den yüksek çıkabilir. 28 Şubatçı kamp Türkiye tarihinde bir MHP liderini başbakanlık koltuğuna taşıma onuruna (!) bile kavuşabilir.

Yeniden soruyoruz: Bütün önemli siyasi kararları Büyükanıt’ın verdiği bir Türkiye istiyor musunuz? Veya Bahçeli’yi başbakanlık koltuğundan bağırırken görmek istiyor musunuz? Veya Erdoğan’ı 7 yıl daha Türkiye’nin başında görmek istiyor musunuz?

 İstemiyorsanız, bir üçüncü cephenin, hakim sınıfların siyasi iç savaşının dışında kalan emeğin cephesinin kurulmasına ihtiyaç duyuyorsunuz demektir. Böyle bir cephenin bir güç olabileceğini Hrant Dink cenazesindeki yüz binler kanıtladı. Şovenizme, faşizme, kontrgerillaya karşı o ruhu ayakta tutalım! 

Yaşar Kemal’in adaylığı böyle düşünen sosyalistlerin, ezilenlerin, Kürtlerin bütün siyasi güçlerini, sendikaları, meslek ve kitle örgütlerini, kadın hareketini, gençlik örgütlerini bir araya toplamalıdır.

 Öyleyse hep bir ağızdan haykıralım: Anadolu’nun bağrından kopan İnce Memed Çankaya’ya!

 

İşçi Mücadelesi Nisan 2007


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |