Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 17 - İçindekiler

Ekim Devrimi 1917-2007

Perde açılıyor: Şubat Devrimi

2007, modern tarihin en büyük proleter devrimi olan 1917 Ekim Devrimi’nin 90. yıldönümüdür. İşçi Mücadelesi, bu yıl boyunca, bugün bile uluslararası işçi sınıfının mücadelesi açısından bir laboratuvar niteliği taşıyan bu devrim konusunda okuyucularını bilgilendirmeye çalışacak. Ekim devrimi konusundaki dizimize bu sayıda devrimin tarih sahnesine çıkışının ilk evresi olan Şubat devrimi hakkında bir yazı ile başlıyoruz.

Birinci Dünya Savaşı’nın içine boylu boyunca dalmış olan Çarlık Rusyası, yurtsever duyguları kamçılayarak halkı bu paylaşım savaşında ölmeye ikna etmiş, savaş koşullarında baskı ve gericiliğin dozunu iyice artırmıştı. Ama 1914-1916 arasında savaşta yaşanan yenilgiler ve ülkede yayılan sefalet, yıllar içinde halktaki huzursuzluğu yoğunlaştırmıştı. Ekim Devrimi’ne giden yol, 1917 Şubat’ında kadın işçilerin isyanı ile açılacaktı. (Devrim Uluslararası Emekçi Kadınlar gününde başlıyordu. Ama o zamanki Rus takvimine göre 8 Mart, 23 Şubat’a denk düştüğü için tarihe Şubat Devrimi olarak geçmiştir.)

Emekçi kadınların öncülüğünde grevler başladı. Savaşın yarattığı ekonomik yıkım dolayısıyla, ekmek fırınlarının önünde oluşan dev kuyruklardan hareketle yığınlar “ekmek” sloganıyla kent Duma’sına doğru yürüyüşe geçerken, grevci sayısı da 90 bin kişiye ulaşıyordu. Devrimci işçiler çok geçmeden kalabalığın içinde kızıl bayraklarıyla birlikte belirmiş ve “ekmek” sloganının yanına savaşa ve Otokrasi’ye (Çarlık rejimi) karşı sloganlar eklenmişti.

“Kahrolsun savaş” ve “kahrolsun otokrasi” sloganlarıyla yürüyüşe geçen işçilere kısa zamanda öğrenciler de katıldı. Başkent Petrograd’daki işçilerin yarısı greve gitti. Askerlerin önemli bir kısmı göstericilere, saldırmak bir yana sempatiyle yaklaşıyor; bu da yığınları daha da yüreklendiriyordu. O dönemin bir komutanı askerlerin devrim sarhoşu olduklarını anlatıyor. Gerçekte olan ise, askerlerin ve genel olarak halkın kışlanın ve milliyetçiliğin afyonundan kurtulmaya başlamasından başka birşey değildi. Kitleler “firavunlar” olarak niteledikleri polisi, askerlere şikayet ediyorlardı.

Devrim sürekli yükselen bir seyir izledi. Tavriçeskiy Sarayı devrimcilerin merkezi haline geldi. 12 Mart’a kadar süren olaylar kısa sürede bir nümayişin ötesine geçerek iktidar sorununu gündeme getirdi. Devrim safına geçen askerlerin de yardımıyla cephanelikler yağmalandı ve işçiler silahlanmaya başladı. Sıra o yıkılmaz zannedilen Çarlığın yerle yeksan olmasına gelmişti. İşçiler isyan ederek devrim safına geçen askerlere önderlik ediyorlardı. Nihayet Çar tahtını bıraktığını açıkladı. İktidar sorununun bir tarafı çözülmüş, Çarlık devrilmişti ancak en önemli kısmı, yeni iktidarı kimin üstleneceği sorunu çözüme kavuşmamıştı.

 

İktidar hangi sınıfa?

Devrimciler, Bolşevikler dahil olmak üzere, devrime öncülük etmekten çok onun peşinden sürüklenmişlerdi. Bolşevik Merkez Komitesi, işçilerin genel grevin ardından silahlanmaya başladığı bir aşamada henüz işçileri genel greve çağıran bir bildiri yayınlıyordu. Geri bir ülkede sosyalist bir devrimin olamayacağı genel inancı, diğer devrimci grupların yanı sıra Bolşevikler’de de vardı. Bu yaklaşım da Şubat Devrimi’nin bir işçi iktidarıyla sonuçlanmasını engelledi. Başından sonuna işçi sınıfının başını çektiği ve yürüttüğü (hem de Rusya gibi geri bir ülkede!) ama büyük ölçüde kitlelerin kendiliğinden eylemine dayanan bu devrimin sonucunda iktidar devrim için kılını bile kıpırdatmayan, hatta ayaklanan kitlelerden ödü kopan burjuvaların eline geçti. Evet, burjuvazi de otokrasiye karşıydı. Kapitalistleşmek için geçmişin feodal kalıntılarının temizlenmesini istiyordu. Ancak aynı burjuvazi işçilere ve onların devrimci eylemine, otokrasiye olduğundan kat be kat daha fazla karşıydı.

Şubat Devrimi’nin ardından oluşturulan Devlet Duması Geçici Komitesi’nin başına eski bir monarşist burjuva olan Rodzıanko getirildi. Daha sonra kurulan Geçici Hükümet’in başına ise Çar’ın daha önce kendi hükümetinin başına geçirmek istediği Prens Lvov getirildi. Geçici Hükümet kitlelerin beklediği hiçbir adımı atmadı. İşçi sınıfının önünde yavaş yavaş yeni bir görev beliriyordu. İşçilerden duyduğu korkudan, burjuva devriminin gereklerini bile yerine getirmeyen burjuvaziyi devirmek ve geri Rusya’da sosyalist devrimi gerçekleştirmek. Sosyalist devrimin dayanacağı temel olan işçi ve asker sovyetleri yani kitlelerin kendi kendilerini yönettikleri kitlesel demokratik meclisler, burjuvazinin hükümeti karşısında alternatif bir iktidar odağı olarak doğuyordu. Hükümet arkasında dev bir işçi gücü bulunan sovyetlere dokunamıyordu. Ancak sovyetlere hakim bir dizi reformist parti de demokratik devrim adına geçici hükümeti destekleyerek, burjuvaziyi rahatlatıyordu. Sosyalist devrime giden yol Şubat Devrimi’nin derslerini çıkarmaktan, öncü partinin önemini bir kez daha kavrayıp bu partiyi gelecek muharebelere hazırlamaktan, bir alternatif iktidar odağı olarak beliren Sovyetlerin doğasını kavramaktan geçiyordu. Şubat Devrimi’nin ardından Rusya’ya dönen Lenin, tüm bu gerekleri kavramış bir şekilde ve onu istasyonda karşılayan coşkulu kalabalığa dünya sosyalist devriminin yeni başladığını ilan ederek işe koyulacaktı.

 

Şubat Devrimi’ni kadınlar başlattı!

Çarlığın devrilmesine yol açacak 1917 Ekim Devrimi’nin fitili Şubat ayında 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarıyla ateşlenecekti. 8 Mart yaklaşırken emekçi kadınlar eylem hazırlığı içine girmişlerdi. 8 Mart’ın klasik biçimde toplantılar, konuşmalar ve kutlamalarla geçmesi beklenirken, emekçi kadınlar alttan alta bu günü grevle birleştiren bir örgütlenme hazırlığına giriştiler. İşte bu grevler devrimi tetikleyen hareket oldu.

Şubat Devrimi, kadınların devrimci potansiyelinin en çarpıcı kanıtlarından biri olmuştur. Sosyalistlerin bile erkek egemenliğinin etkisi altında ikincil görevler biçtiği kadınların, bir devrimde nasıl tüm sınıfa öncülük edebildiğini göstermiştir. Şubat Devrimi, bugün kadınlara çiçeklerin verildiği bir çeşit “sevgililer günü”ne dönüştürülmek istenen 8 Mart’ın bağrındaki devrimci mirastır. Şubatın devrimci kadınlarının mirasını, kadın kurtuluş mücadelesiyle birleştirmenin ne kadar önemli olduğu ortada. Şubat Devrimi, İşçi Mücadelesi’nin “kapitalizme ve erkek egemenliğine karşı emekçi kadınlar en öne!” sloganın beslendiği en önemli kaynaklardan biridir aslında.


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |