Anasayfa » İşçi Mücadelesi sayı 16 - İçindekiler

İlk Trotskist devlet başkanı: Hugo Chavez

 

Hugo Chavez ikinci devlet başkanlığı dönemine başlarken, ülkedeki kilit sektörleri kamulaştıracağını açıkladı. “Ya sosyalizm, ya ölüm” diye yemin etti. Trotskist olduğunu söyledi. Chavez’in öngördüğü bütün açılımlar bir işçi devletince savunulup geliştirilmedikçe Venezüella’da kapitalizmin ortadan kalktığı söylenemez, ama bu yöndeki olanaklar artmaktadır.

 

Venezüella'da Hugo Chavez devlet başkanlığının ikinci dönemine önemli açılım haberleriyle başladı. Önce, ülkenin iki kilit sektörü enerji ve telekomünikasyonu kamulaştıracağını açıkladı. Bütün özelleştirilen işletmeleri tekrar kamulaştırmak gerektiğini söyledi. Yemin törenindeki konuşmasının neredeyse tek ana konusu sosyalizmdi. Aklı ve gücü yettiği müddetçe ülkesine sosyalizmi getirmek için mücadele edeceğini söyledi. Sanki yeni bir başkanlık dönemi için değil, sosyalizm için yemin ediyordu. Aslında sanki demek de fazla çünkü, konuşmasını "ya sosyalizm, ya ölüm" diye noktaladı.

1998'de ilk kez göreve geldiğinde kapitalizmle sosyalizm arasında bir "üçüncü yol"u takip edeceğini açıkça söyleyen Chavez sosyalizm düşüncesine zaman içinde yaklaştı. Burjuvazinin 2002'deki darbe girişimini savuşturduktan sonraki dönemde ortaya attığı "21. yüzyıl sosyalizmi" hedefi, Marx'tan bu yana var olagelen, kapitalizmin dünya ölçeğinde devrimlerle yıkılmasını önkoşul sayan klasik bilimsel sosyalizm düşüncesine uzak durduğuna işaretti. Nitekim kendisi de zaman zaman bu yönde sözler sarf etti. Ama geçen yıl içinde El Cezire televizyonuna verdiği mülakatta Sovyetler Birliği hakkındaki düşüncesi sorulduğunda Chavez'in verdiği cevap, durduğu yerde durmadığını ve sola kaymaya devam ettiği gösterdi. Sovyetler Birliği'nde yaşananın sosyalizm olmadığını söylüyordu Chavez. Stalin'le birlikte, Lenin ve Trotskiy'in başta çizdiği asıl hedeften uzaklaşılmıştı.

Chavez son dönemde kendisini açıkça komünist olarak da anmaya başladı.

Fakat yalnızca Venezüella için değil, Latin Amerika'nın tamamı için de büyük önemi olan orijinal bir deneyimin mimarı Chavez'in düşünce ve söylemlerindeki bu evrim, tam da ikinci başkanlık döneminin başında zirveye ulaştı. Yeni dönemin ihtiyaçları bağlamında öngördüğü kabine değişikliği kapsamında Çalışma Bakanlığı teklif ettiği Jose Ramon Rivera, "İyi ama Başkan, ben Trotskistim" dediğinde Chavez'in cevabı "İyi ya, ben de Trotskistim. Trotskiy'in yolunu, sürekli devrimi takip ediyorum" oldu.

Demek ki şimdi artık Trotskist bir başkanla, yani “bizden biri”yle karşı karşıyayız. Onu eleştireceksek de, savunacaksak da, bunu dikkate almamız gerekiyor artık! Tabii aynı şey, Trotskist hareketlere göre Chavez'i çok daha kolay, peşine takılacak kadar kolay sahiplenen birçok Stalinist hareket ve örgüt için de geçerli. Gerçek bir "halk çocuğu" olarak yoğun bir mizah duygusuna sahip olan Chavez şimdi bu mizahı bizim saflara da taşımış oldu. Kendisine pek hayran Stalinistlerin hevesini kırmaktan hiç çekinmeden, kendisini gerektiği ölçüde eleştirmekten çekinmeyen Trotskistlere "ben sizdenim" diyerek yaklaştı. Şimdi pirincin taşını nasıl ayıklamalı?

Şaka bir yana, bizim ölçütümüz sarf edilen sözlerden ziyade yapılan işler, eylemler olduğuna göre, Chavez'i ve Venezüella'daki süreci de bu kritere göre değerlendirmemiz gerekir.

 

Yeni açılımlar neleri içeriyor?

Chavez’in Venezüella’da bugüne kadar önayak olduğu bütün açılımlar, en radikalleri bile kapitalizm sınırları içerisinde birer reform olmaktan öteye geçmedi. Çünkü, bütün ekonomik ve siyasi açılımlara karşın, sistemin ekonomik temeli olan üretim araçlarının özel mülkiyeti devam ediyor, kapitalist devlet de parçalanmadan yerinde duruyordu. Bir devrimden ve sosyalizme yürüyüşten söz edebilmek için özel mülkiyeti ortadan kaldırmak ve devleti parçalayarak yerine işçi, emekçi konseylerine dayanan başka bir devlet inşa etmek gerekir.

İşte Chavez’in Venezüella’da henüz gerçekleştirmediği budur. Ne var ki Chavez’in ikinci başkanlık dönemiyle birlikte önüne koyduğu eylem programı bu yöne doğru önemli açılımlar içeriyor. Birincisi, ülkenin kilit sektörlerini kamulaştıracağını açıklıyor. Yemin töreninde yaptığı konuşmada “bugüne kadar özelleştirilen her ne varsa, tekrar kamulaştırılsın” sözleri ve kilit sektörlerde üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti vurgusu konuşmasının en çok alkış alan bölümlerinden biri oldu. Chavez konuşmasında “burjuva devletini parçalamak”tan da söz etti. Bütün devletlerin devrimleri engellemek için doğduğunu belirtti. Bu nedenle mevcut iktidar yapılarının yerine “Halk Konseyleri”nin geçirileceğini söyledi.

Chavez bu iki kilit önemdeki açılımın uygulanmasını siyasi olarak garantilemek için de bir dizi önlem açıkladı. İlk olarak kabinesini büyük ölçüde yenileyerek, bu cüretkâr siyasi adımları atarken kendisine ayak bağı olabilecek isimleri mümkün olduğunca uzaklaştırmaya ve daha uyumlu çalışabileceği isimleri kabineye almaya çalıştı. Tabii, yönetiminin en önemli sorunlarından olagelen heterojen yapı tümüyle ortadan kalkmasa da bir ölçüde sadeleşmiş oldu.

İkincisi, Venezüella’da Bolivarcı devrim olarak anılan bu süreci destekleyen siyasi güçleri birleştirebilmek için, bütün bu özneleri Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi çatısı altında birleşmeye çağırdı.

Üçüncü olarak da parlamentodan kendisine kanun hükmünde kararnameler çıkarma yetkisi vermesini istedi. Tamamını Chavez taraftarlarının oluşturduğu parlamento da Chavez’e 18 aylığına bu yetkiyi verdi. Böylece Chavez, öngördüğü tedbirleri hayata geçirmeye çalışırken neredeyse hiçbir yasal veya bürokratik engelle karşı karşıya kalmayacak.

Chavez’in sosyalizme daha hızlı ilerlemek için öngördüğü bu tedbir ve açılımların her biri oldukça önemli. Ancak esas izlenmesi ve dikkate alınması gereken, ilan edilen bu açılımların uygulanıp uygulanmayacağı ve göstermelik değil köklü tedbirler olarak hayata geçmeyecekleri.

Ayrıca, Chavez kamulaştırma açıklamasını yapar yapmaz Maliye Bakanı, kamulaştırılan işletmelerin sahiplerine tazminat ödeneceğini söyledi. Çalışma Bakanı bunu yalanladı. Chavez ise işin bu yönü hakkında net bir şey söylemedi. Kamulaştırma karşılığında tazminat ödemek demek, işçinin sırtından kazandığını patrona geri vermek, başka işletmeler, fabrikalar satın almasına imkân tanımak demektir. Bu ise kapitalizmin sürdürülmesi anlamına gelir. Öyleyse Chavez’in sosyalist bir tedbir olarak açıkladığı bu açılım konusunda yalancı çıkmaması için tazminat ödememesi gerekir.

Bu arada devletin burjuva niteliğinin önemli ayaklarından olan ordu, geleneksel yapısını korumaya devam ediyor. Chavez sosyalist yönelişinde ciddiyse, şimdilik komuta kademesinden itibaren kendi taraftarlarından oluşan, fakat yarın ne yapacağı konusunda bir garanti verilemeyecek olan ordunun adım adım tasfiye edilmesi ve başta işçiler olmak üzere halkın silahlandırılması gereklidir.

 

Sonuç

Chavez, açıkladığı tedbirleri hakkıyla uygulasa da, bunları güvenceye alacak, kadük kalmalarını engelleyecek ve daha da ilerletilmelerini sağlayacak esas güç bu tabloda eksik kalmaya devam ediyor: İşçi sınıfı örgütleri ve bu örgütlerin inisiyatifi ele alması. Söylemi ve hatta yönelişi sosyalist de olsa kendisi kapitalist olmaya devam eden devletin kendi kendisini tümüyle tasfiye edip iktidarı işçi sınıfının ellerine vermesi beklenemez. Bu nedenle ülkede gerçek bir devrimci süreç, devletin işçi sınıfı tarafından zaptı ve parçalanması süreci yaşanmak zorundadır.

Bugün söz konusu olan bu tür bir devrimci atılımın koşullarının çok daha elverişli hale gelmiş olmasıdır. Bu devrimci dönüşümü, büyük siyasi kriz ve sarsıntılar yaşamadan gerçekleştirmek bugün çok daha olasıdır.

 


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |