|
|
İşte F tipi dedikleri…
F tipi cezaevleri ve tecrit konusunda verilen mücadelenin anlamını birçok insan kavrayamıyor. Bu mesele politik boyutlarıyla tekrar tekrar anlatılmalı kuşkusuz, ama insani yaşantı yönü de son derece önemli. Aşağıda, ağabeyi F tipi cezaevinde tutsak olan birinin yaşadıklarını irkilerek, gerilerek, onunla duygudaşlık hissederek okuyacaksınız. Bu anlatım son derece önemli. Okumalı, herkese okutmalıyız. Mektubun yazarının adı bizde saklıdır.[İM]
Bir tutsak yakını
Benim Ağabeyim Ankara Sincan 1 Nolu F Tipi’nde tutsak. 19 Aralık katliamında hayatta kalanlardan biriydi. Adana Ceyhan E Tipi Kapalı Cezaevinden sevk ettiler oraya. Katliam sırasındaki aşırı gaz zehirlenmesinden Adana Devlet Hastanesine göndermişler, 1 gün sonra da yarı baygın bir halde üstünde sadece iç çamaşırlarıyla Ankara’ya getirmişler. Benim kendisine ulaşabilmem tam olarak 7 günümü aldı. Sonrasında Sincan 1 Nolu F Tipinde olduğunu öğrendim. Apar topar Ankara’ya gittim. Cezaevini bulmak çok zor oldu. Sincan’ın bile dışında, tepelerin arasında bir yer. Ana yollardan cezaevine yarım saatlik bir yol yürüyorsunuz. En sonunda bulduk cezaevini. Ağabeyimin orada olduğunu kabul ettiler. Ama görüştürmediler. Sebep olarak daha hiçbir şeyin tam olarak oturmadığını, gidip savcıdan izin almam gerektiğini söylediler. Onu da hallettim. Cezaevine girdim, kaç yerde arama yapıldığını hatırlamıyorum. Hepsinden sonra görüş kabininde ağabeyimi gördüm. Bir donla çıktı karşıma. Vücudunun her tarafı yaraydı. Bitkindi ve üşüyordu. Adana’dan buraya gelene kadar hiç durmadan dönüşümlü olarak dayak yemişti. Bir hafta boyunca bu şekilde, hiç rahat vermemişlerdi. Bu gelişmelerin hepsini sizlere çok daha ayrıntısıyla anlatmak isterim, ama malum bunlar F tipi cezaevlerinin ilk günleri ve o dönemlerde yaşanan vahşeti anlatmaya sayfalar yetmez. O yüzden ben size şimdi en son görüşmedeki detayları anlatmak istiyorum. Bu görüşmeyi Kurban Bayramında gerçekleştirebildik. Sincan F Tipi şu an kampus şeklinde, Ankara’da bulunan bütün cezaevlerini aynı yere taşımışlar. Son düzenlemelerden sonra cezaevine ulaşmak için anayolda inip 45 dakika yol yürüyorsunuz. Artık tamamen uçsuz bucaksız bir yerde denilebilir. Fakat asıl eziyet cezaevinin içine girerken başlıyor. Cezaevinin içine girdikten sonra bir arabaya bindiriyorlar sizi. Adını L-1, L-2, F-1, F-2 diye adlandırdıkları bir yerde bırakıyorlar. Tam olarak nereye doğru hareket edeceğinizi bilmiyorsunuz ve sağa sola koşturmaya başlıyorsunuz. Bir birine benzeyen 6 adet cezaevi ve bunlara bağlı yan binalar… Kendinizi bir labirentte hissediyorsunuz. Sorularınıza hiçbir yetkili cevap vermiyor. Hiç kimse cezaevinin içinde bu şekilde dolaşmanıza da ses çıkarmıyor. O zaman anlıyorsunuz istedikleri tamamen bu. Orada ne kadar yalnız olduğunuzu hissetmeye başlıyorsunuz. Korkmamak elde bile değil. Bütün bunlardan sonra bulabilirseniz görüş yaptırmak için kayıt olacağınız yere geliyorsunuz. Kaydınızı yapıyorlar ve üzerinizde ne varsa çıkarıp orada bulunan dolaplara yerleştirmenizi istiyorlar. Didik didik arandıktan sonra içeri giriyorsunuz. Bütün bilgilerinizi bilgisayara girdikten sonra size manyetik bir kart veriyorlar. Tepeden tırnağa bir kez daha arandıktan sonra, elinizdeki kartı kullanarak içeriye giriyorsunuz. Sonrasında görüş kabinlerine dağıtılıyorsunuz. Siz içeride beklerken, yakınlarınızı hücrelerinden alıp getiriyorlar ve görüş bu şekilde gerçekleştiriliyor. Görüş esnasında, sizin yakınınızla yan yana kalan bir tutsak dahi ilk defa yan odasında kalan tutsağı görmüş oluyor. Tecridin ne kadar kuvvetli olduğuna bu durum güzel bir örnek bence. Son derece sınırlı olan görüş saatiniz bittikten sonra sizi dışarıya çıkarıyorlar. İnsanı en çok ürperten kısımlardan biri burası. Tarlaların arasında, karda kışta eve dönebilmek için yola koyuluyorsunuz. Tek başınızasınız ve her yer o kadar ıssız, sessiz ki, upuzun bir yol… Her an birilerinin sizi durdurabileceğini, sizi kaybedebileceğini düşünüyorsunuz. Birisi çıkıp kafanıza sıksa, kimsenin haberi dahi olmaz o kadar tenha her yer… Ama yine de yolunuza devam ediyorsunuz. Cezaevinden otogara 3-4 saatte varıyorsunuz. Bu seferde aklınız geride kalıyor. Alelacele kaçmaya çalıştığım yerde ağabeyimi bırakıyorum. O daha çok uzun bir zamanı orada bütün zorluklara göğüs gererek geçirecek, inadına yaşamaya çalışacak. İşte o zaman utanıyorum bütün korkularımdan… |
| | Anasayfa |
Gündemdekiler |
Teori & Politika |
İşçi Hareketi |
Ulusal Sorun |
Kadın Hareketi |
Gençlik | |