İnce Memed Çankaya'ya!
Eskiler harp ile muharebeyi ayırırlardı. Bu ayırıma
göre, bir harp birçok muharebeden oluşur, birçok merhaleden geçerek
sonucuna ulaşır. Elbette her muharebe önem taşır, ama bazıları harbin
tamamını kazanmak için stratejik önemdedir. Burjuvazinin iç savaşı da
birbirini izleyen muharebelerden oluşuyor: öldürülen Danıştay üyesinin
cenaze töreni, Büyükanıt’ın Genelkurmay başkanlığı etrafındaki gerilim,
son günlerde 29 Ekim ve 10 Kasım, 4 Kasım’da Ankara’da düzenlenen miting
ve Ecevit’in cenazesi. Şimdi de DSP başkanı Sezer, Baykal’ın daha önceki
“bir milyonluk miting” önerisine kendi açısından olumlu yanıt veriyor.
İşçi Mücadelesi geçen sayısının başyazısında Batıcı-laik kampın
büyük mitingler düzenlemeye yöneleceğinden söz ediyordu. Bunlar adım adım
gerçekleşiyor. Daha önümüzde çok muharebe var.
Ama stratejik
muharebe cumhurbaşkanlığı üzerine verilecek. Bu zaten biliniyordu, ama
mücadele artık kitlelerin bilincinde de somut olarak bu konuya kilitlendi.
Ecevit’in cenazesinde klasik “Türkiye laiktir, laik kalacak!” sloganının
yanı sıra “Çankaya laiktir, laik kalacak!” sloganının yaygın taraftar
bulması, 4 Kasım mitinginin son konuşmacısının “Yoruldunuz mu? Yorulmayın,
ileride Çankaya’nın önüne barikat kuracağız” diye haykırması, Batıcı-laik
kanadın daha şimdiden bütün gücüyle cumhurbaşkanlığı sorununa
odaklaştığını gösteriyor. Erdoğan’ın ya da ona benzer bir şahsiyetin
Çankaya’ya yerleşmesini, bedeli ne olursa olsun engellemeye kararlı
görünüyorlar.
Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını biz de istemiyoruz!
Üstelik biz Batıcı-laik bloktan farklı olarak AKP’liler arasında ayrım da
yapmıyoruz. İster Gül ya da Arınç gibi Milli Görüş geleneğinden gelsin,
ister laiklerin en çok hoşuna gidecek monşer biri olsun, biz AKP’li
istemiyoruz! Çünkü AKP gericidir, ama iddia edildiği gibi şeriatçı olduğu
için değil. İMF’ci olduğu ve işçi-emekçi düşmanı olduğu için. Her
politikasıyla bir patron partisi olduğunu kanıtladığı için. Linç
girişimlerini “halkımızın haklı tepkisi” diyerek cesaretlendirdiği için.
ABD’ci ve AB’ci olduğu ve Irak halkının karşısında olduğu için. İsrail’ci
olduğu ve Filistin ve Lübnan halklarının karşısında olduğu için.
Peki, madem biz Batıcı-laik bloktan daha da radikal biçimde
karşıyız Erdoğan’ın ve arkadaşlarının cumhurbaşkanı olmasına, neden
onlarla güç birliği yapmıyoruz? Çünkü Batıcı-laik blok, zaman zaman,
içinden aksine bazı sesler çıksa da, aynen Erdoğan gibi emperyalizm
yanlısı, İMF ve NATO’dan kopamayacak bir güç. Ayrıca, güya cumhuriyetten
geri düşme ihtimaline karşı mücadele ediyor, ama lafa “şeriat” diye
başladıktan hemen sonra, ağız dolusu Kürt halkının ve onun meşru
taleplerinin aleyhine konuşuyor. Bununla yetinmiyor, sözde savunmaya
soyunduğu “aydınlanma”nın en büyük düşmanı faşist hareketle dirsek
temasına giriyor. Bununla da yetinmiyor, gittikçe daha açıktan açığa
askeri darbe çığırtkanlığı yapıyor. İlhan Selçuk gibi, 40 yıl önce
kullandığı “cici demokrasi” terimini hortlatarak, Ferhan Şensoy gibi
“umarım Büyükanıt bir darbe yapar” diye komediden korku filmi tarzına
geçerek, Yalçın Küçük gibi televizyon ekranının karşısında “darbe geliyor,
bu bilimsel bir saptamadır” diye heyecandan zıp zıp zıplayarak. Aslında,
Batıcı-laik blok sol olduğu ölçüde, hep yazdığımız gibi, devletin kapıkulu
soludur. Burjuva olduğu ölçüde, askerin ayağına kapanmış sefil bir sınıfın
temsilcisidir.
İşte biz İslamcı kampa karşı olduğumuz halde,
Batıcı-laik kanatla bu yüzden işbirliği yapmıyoruz. İşbirliği ne demek,
onu en az İslamcı kanat kadar tehlikeli görüyoruz halkın geleceği için.
Bugün faşizme ve şovenizme oynamak, bu topraklarda halkın bir iç savaşa
girmesine, Türk’le Kürt’ün birbirinin boğazını sarılmasına davetiye
çıkarmak demektir. Askeri diktatörlüğe oynamak, işçinin-emekçinin ekmeği
için mücadele etme hakkını bile elinden almak demektir.
Onların,
günü geldiğinde, cumhurbaşkanlığına bir asker, olmazsa karanlık suratlı
bir yargıç ya da bürokrat, o da olmazsa bir politikacı eskisi önereceğini
biliyoruz. Ne Erdoğan’ı istiyoruz cumhurbaşkanı olarak, ne de onların
paşalarını! Biz kendi cumhurbaşkanı adayımız olarak, bu toprakların kültür
hayatının eğilmeyen çınarı, halkın yüz akı Yaşar Kemal’i öneriyoruz!
Yaşar Kemal bu toprakların neredeyse her bireyinin gönlünde
müstesna bir köşeye sahiptir. Eğer bir evde roman okunuyorsa, o eve Yaşar
Kemal mutlaka girmiştir. Yaşar Kemal Çukurova’nın toprağından, Torosların
ormanlarından İstanbul’a uzanmış ve bütün bu coğrafyayı kucaklamıştır.
Sadece Türkiye’de mi? İnce Memet uzak doğuda Avustralya’da “Memed My Hawk”
olur, dünyanın öteki ucunda Arjantin’de “Memed el Halcón”. Ve
süzülüp insanların yüreğinde yerini alır.
Yaşar Kemal sadece bir
romancı, bir kültür adamı değildir. Aynı zamanda, siyasi hayatta bir yeri
vardır. 60’lı yılların sosyalist hareketinin içinden gelmektedir. İşçinin,
emekçinin dostudur. İster Batıcı olsun, ister İslamcı, işçiyi emekçiyi
ezmekte kararlı olan burjuvazinin karşısında gönlü işçiden, ırgattan,
marabadan, yarıcıdan, mevsimlik işçiden, küçük memurdan, esnaftan yanadır.
Yaşar Kemal aynı zamanda Kürttür. Türk sosyetesinin, büyük romancı
olduğu için kendisini bağrına bastığına şükrederek Kürtlüğünü saklamamış,
Kürtlerin haklarına sahip çıkmayı bilmiş ve 70’li yaşlarında hapse atılma
tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır. İki halkın kardeşliğini perçinlemek
bakımından Yaşar Kemal bir sentezdir.
Yaşar Kemal’le elbette her
görüşümüz uyuşmuyor. Özellikle onun Avrupa Birliği’nden demokrasi bekleyen
yaklaşımı, bu devletler topluluğunu emperyalist bir güç olarak gören, onun
karşısında Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ni savunan bir siyasi odak
olan İşçi Mücadelesi’ninkinden çok farklıdır. Ama bugün, burjuvazinin iç
savaşı bu toprakları bir felâketin eşiğine getirmişken, İslamcı iktidarın
karşısında yükselen alternatiflerin faşizm ve askeri darbe olduğu
ortadayken, bu farklar önem taşımaz. Bugün önemli olan bütün işçilerin,
emekçilerin ve ezilenlerin, elbette ezilenler arasında Kürtlerin, bir
üçüncü cephede toplanmasını sağlamaktır. Bugün önemli olan işçileri,
emekçileri ve ezilenleri İslamcı ya da Batıcı burjuvazinin hegemonyasından
kurtarmaktır.
İşçi Mücadelesi, bütün işçi ve kamu
çalışanları sendikalarını, meslek örgütlerini, sosyalist hareketin bütün
bileşenlerini Yaşar Kemal’in adaylığı etrafında birleşmeye ve mücadele
etmeye çağırıyor. İşçi Mücadelesi, Kürt kardeşlerimizi, her türlü
yanılsamayı bir kenara bırakarak, kendi bağrından çıkmış olan evlâdını
desteklemeye çağırıyor. İşçi Mücadelesi, bütün okurlarını Yaşar Kemal’in
adaylığı fikrini çevrelerinde aktif olarak yaymaya çağırıyor.
İnce
Memed’in geçen yıl yayınlanan son İngilizce baskısında Yaşar Kemal 16.
yüzyılda yaşamış olan Sakarya Şeyhi’nin kendisini çok etkilediğini yazar.
Padişahın adamları Sakarya Şeyhi’ne ikbal vaad ederek kandırmaya
çalıştıkları halde o bunu reddeder ve şöyle der: “Huruç etmeye mecburum.”
Kendini isyana mecbur hissetmek! Yaşar Kemal ekler: “Dünyada çok mecbur
insan olduğuna inandım. İsa’dan Che Guevara’ya kadar mecbur insanlar, İnce
Memedlerin başlangıcı oldu.” Koca çınar şimdi kendisi de işçilerin,
emekçilerin, ezilenlerin kampında görev almaya mecburdur. Koşulların
ağırlığı bunu gerektiriyor.
Biz diyoruz ki, Anadolu’nun bağrından
kopan İnce Memed Çankaya’ya!
İşçi Mücadelesi
Kasım 2006
|