Anasayfa » Geçmiş Sayılar » Ocak - Şubat 2004

 

Yazdırılabilir versiyonu görintelemek için tıklayın...Yazdırılabilir Versiyon

Maraş katliamının
25. yıldönümü!

Ahmet Can

Bundan 25 yıl önce, 24 Aralık 1978’de, faşist hareket Maraş’ta cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirmişti. Bu katliamı daha sonra, Sivas’ta ve Aleviler ile Sünnilerin bir arada yaşadığı başka Anadolu kentlerinde yaşanan şiddet olayları izleyecekti. Maraş katliamı sadece hunharlığı ile değil, aynı zamanda 12 Eylül askeri diktatörlüğünün bekleme odası niteliğini kazanan sıkıyönetim ilanı ile de 1970’li yılların sınıf mücadelelerinde bir dönüm noktası niteliğini taşır. Maraş olaylarının dikkat çekici bir başka yanı da şudur: aynen kendinden 40 yıl önce yaşanan 1938 Dersim katliamı ya da on beş yıl sonra yaşanan 1993 Sivas Madımak katliamı gibi, Alevilerin gericiliğin hedefi olduğu ve katledildiği bu olayda da CHP (1993’te CHP’nin kollarından biri olan SHP) iktidar partisi idi. Alevilerin CHP taraftarlığının bedelini kavramaları bakımından bu tarihsel olgu son derecede aydınlatıcıdır. Aşağıda, 1978 olayları sırasında henüz gençlik çağında olan, o uğursuz günlerde yaşananlara kendisi tanık olmuş Maraşlı bir işçi arkadaşımızın kaleminden o günlerin kısa öyküsünü okuyacaksınız. Arkadaşımızın da belirttiği gibi, bu katliamın hesabı mahkemelerde henüz doğru dürüst sorulmuş değildir. Tarih bu büyük katliamın sorumlularını mutlaka yargılayacaktır. Hem o katliamda can verenlerin anısına saygı, hem de Alevi toplumunun gelecekte aynı tür saldırılara maruz kalmaması için önlem alma zorunluluğu bunu gerektirmektedir.

Yüzlerce ev ve işyerinin yakılıp yıkıldığı ve yağmalandığı, resmi kayıtlara göre 113 kişinin öldüğü, binlerce kişinin yaralandığı Maraş Katliamı yıllarca belleklerden silinmeyecek. Alevi-Sünni-Kürt-Türk vatandaşların birlikte yaşadığı olayların öncesinde Maraş’ta gerek sivil, gerekse resmi faşistlerce geliştirilen ve halkları birbirine kırdırmak için yapılan bir sürü oyuna tanık olduk. Katliam belirtileri ilk Malatya’da ortaya çıktı ve denendi bunun için.
Malatya belediye başkanı olan Hamit Fendoğlu posta ile gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu gelini ve iki torunu ile birlikte yaşamını yitirdiler. Devamında Pazarcık CHP İlçe Başkanı Memiş Özdal’a bombalı paket gönderildi. Ancak paketi açmayan Özdal ölümden kıl payı kurtuldu.Yapılan araştırmalar sonucu patlayıcı maddelerin Nükleer Araştırma Merkezi’nden alındığı ortaya çıktı ve kuruluş kapatıldı, yöneticileri hakkında soruşturma başlatıldı.
Maraş katliamından önce, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, başta Yörükselim olmak üzere, Mağaralı, Serintepe, Dumlupınar ve Sakarya mahallerinde Alevi ve solcu vatandaşların evleri kırmızı boyayla işaretlendi. Bu katliamın daha önceden planlandığının en somut göstergesidir.
19 Aralık 1978’de Maraş’ta Çiçek Sineması’nın, o sırada gösterilen Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi bahane edilerek Ökkeş Kenger (Şendiller) ve bazı faşistlerce bombalanmasıyla olayların startı verildi. Kendi yaptıkları bu olay üzerine sinemayı komünistlerin bombaladığı propagandaları yapıldı. Kendi attıkları bombaya “misilleme” olarak Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapan TÖB-DER üyesi iki demokrat öğretmeni katlettiler. Yine Yörükselim Mahallesi’nde bir kahveye önce patlayıcı madde atıp daha sonra makinalı tüfeklerle tarayıp, kırmızı renkli bir arabayla kaçtılar.
Gece saat 21:00 sıralarında yapılan bu saldırıda 77 yaşındaki Alevi Kijo Dede yaşamını yitirdi. Doğan Dağ (30) isimli sol eğilimli bir ilkokul öğretmeni de elinden yaralandı. Bu olaylara kadar da sürekli komünistlerin camiyi bastığı, camiyi bombaladığı türünden bir sürü aslı astarı olmayan propagandalar yaptılar.
23 Aralık’ta Kijo Dede için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. 12 bin insanın katılımıyla mezarlığa doğru yürüyüşe geçen kitleye daha bir kilometre gitmeden sataşmalar ve taş atmalar başladı. Ulucami ve belediye civarına gelindiğinde kitlenin üzerine apartmanlardan sandalyeler, briketler, kaleden taşlar silahlar, camiden takunyalara varıncaya kadar her şey atıldı. Bu saldırılardan dolayı daha fazla ilerleyemeyen kitle geriye dönmek istedi ama her taraf çevrilmişti. O dönemde Maraş’ta görev yapan POL-DER üyesi polisler kısıtlı imkanlarına rağmen çemberi yarıp kitlenin tekrar Yörükselim Mahallesi’ne dönebilmesi için çok çabaladı. Mahalleye döndükten sonra birçok insan yaralanmıştı. Gidebilenler evlerine gittiler, diğerleri mahallede kaldılar. Artık gece silah sesleri geliyordu. Camilerden yapılan anonslarda olaylarda komünistler ve Aleviler tarafından öldürülenler için toplanılması ve intikam alınması isteniyordu.
Gelişmelerden tedirgin olan Alevi ve solcu vatandaşlar CHP ve diğer sol partiler, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile birlikte vali, emniyet müdürü ve jandarma alay komutanı ile görüşerek tedbir alınmasını istediler. Ancak yetkililerin “Biz büyük bir devletiz, bütün önlemler alınacak, herkes rahat olsun, gereken her şey yapılmıştır, herkes bundan emin olabilir” sözlerinin söylendiği sırada silah sesleri gelmeye devam ediyordu. Sabaha kadar da susmadı. Sivil faşistler saldırıya geçtiler. Yörükselim Mahallesi’ne her taraftan saldırıyorlardı. Herkes sokaktaydı. Karşımızdaki yoldan üzerimize mermi yağıyordu. Bir tarafı askeriye olan Devlet Hastanesi yolunda yüzlerce kişi ellerinde sopalar, demirler, baltalar, kılıçlar ve silahlarla saldırıya geçtiler. Ellerindeki MHP bayraklarını sallıyor, “Komünistlere ölüm! Alevilere Ölüm! Komünistler Moskova’ya! Milliyetçi Türkiye!” diye bağırıyorlardı. O sırada yanımızdan geçen tankı durdurduk, üzerinde Türk bayrağı asılıydı, içinden çıkan subaya sorduğumuzda, “Sizler evinize gidin, biz sizi koruyacağız” dedi. Ama ne biz evlerimize gidebildik, ne de onlar bizi korudu.
Artık her taraftan silah sesleri, dinamitler ve çeşitli patlayıcı sesleri geliyordu. Mahallenin dışındaki evlerin birçoğunu ateşe verdiler, yağmaladılar, evlerini terk etmeyenleri kılıçlarla, silahlarla öldürdüler. Ancak evini bırakarak mahallenin orta bölgelerine doğru gelen kişiler hayatını kurtarabildi. Saldırılar bütün gün ve gece devam etti, kimse uyumuyor, herkes devletin görevlilerinin gelip kendilerini kurtarmasını bekliyordu. Tabii kimse gelmedi. Devlet ortalıkta görünmüyordu. Dönemin İçişleri Bakanı CHP’li İrfan Özaydınlı gece televizyonda yaptığı konuşmada her şeyin devletin kontrolünde olduğunu söylüyordu. Ne kontrol ama! Yine aynı bakan katliamın solcuların tahrikleri sonucu çıkmış olduğunu söyledi ve MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ile görüşerek alınacak önlemleri konuştu. Maraş’taki katliamı yerinde incelemek üzere gelen devlet erkanı ise ülkücüler tarafından Maraş’a sokulmadı, şehrin girişinde silahlı saldırıya uğradı. Dönemin Sağlık Bakanı Mete Tan da karayoluyla Maraş’a giderken Türkoğlu ilçesi yakınında silahlı ve taşlı saldırıya maruz kaldı.
Saldırılar sadece mahallelere değil Sağlık Müdürlüğü binası, YSE binası, Çarşı Karakolu vs. gibi yerlere de yapıldı. Askerlere sığınanlar askerlerin elinden alınarak öldürüldü. Sağlık ocaklarına, hastanelere getirilenler yine ülkücüler tarafından silahlarla taranarak öldürüldü. Ambulans şoförleri, yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kişiler, saldırıya uğradı, öldürüldü. İnsanlar evlerinde diri diri yakıldı. Kadınlara tecavüz edildi. Çocukların kafaları koparıldı. Birçok Alevi ve solcu olduğu bilinen köye saldırılar yapıldı.
Olaylar sonucu sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında, devletin güvenlik görevlilerinin raporlarında, basının olaylara ilişkin haber ve fotoğraflarında, olayla ilgili Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde görülen davanın gerekçeli kararında katliamı planlayıp uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve MİSK gibi yasal parti ve kuruluşlar ile ETKO, Kontrgerilla gibi illegal örgütlerin adı geçmekteydi.
Ayrıca katliamdan önce Maraş’a gelen birçok tanıdık isim de vardı. Bunlardan bazıları Haluk Kırcı, Ünal Ağaoğlu gibi birçok cinayetten sorumlu namlı faşistlerdi. Binlerce kişinin yaralandığı, 113 kişinin hayatını kaybettiği, 600 ev ve 300 işyerinin yakıldığı, tahrip edildiği olayların ardından Adana, Maraş, Antep, Adıyaman ve Hatay illerinde Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi’nde 1979 Haziranında 804 sanık hakkında dava açıldı. 8 Ağustos 1980 günü sonuçlanan davada 29 sanık hakkında ölüm cezası verilirken 7 kişi de müebbet hapse mahkum oldu. 379 sanık beraat ederken, diğer sanıklar çeşitli cezalara çarptırıldı. Ancak Yargıtay kararı bozdu ve ardından yeniden yargılama başladı, bu yargılama sonucunda 12 Eylül askeri cuntasının da araya girmesiyle, davanın seyri değişti. Olayların Alevilerin ve solcuların ağır tahriklerinden kaynaklandığı sonucuna varıldı, tutuklu sanıklar tahliye edildi, en ağır ceza olan idam cezaları azaldı, hafif cezalarla ve beraat kararlarıyla dava bitirildi. Yine faşist darbeciler Maraş’ın sorumlularını değil, yakınlarını kaybedenleri, mağdurları gözaltına aldı, işkence yaptı, yargıladı ve son derece ağır cezalara mahkum etti. Yani Türkiye’deki “ilahi adalet” bir kez daha görevini yaptı.
Maraş Katliamı bu yanıyla sıkıyönetime ve ardından da 12 Eylül faşist darbesine giden yolu açtı. Katliamı MHP’li, ÜGD’li faşistler ve resmi faşistler birlikte gerçekleştirdi. Katliamın sorumluları olan faşist çeteler ödüllendirilirken, mağdur olan Aleviler, solcular ve devrimciler cezalandırıldı. Devrimcilere ve sosyalistlere yönelik sıkıyönetim terörü başlatıldı.
Maraş olayları ile başlayan ve sıkıyönetimle birlikte 12 Eylül cuntasına kadar gelişen olaylarda amacın Maraş’taki solcuları, Alevileri katletmek, göçe zorlamaktan ibaret olmadığı, grevlerin, direnişlerin, işçi sınıfının, emekçilerin, özgürlük ve eşitlik mücadelesi verenlerin mücadelesini ezmek olduğu kısa sürede görüldü.


| Anasayfa | Gündemdekiler | Teori & Politika | İşçi Hareketi | Ulusal Sorun | Kadın Hareketi | Gençlik |
 | Ne Savunuyoruz | Uluslararası | "Küreselleşme" | Kitaplık |
 | İşçi Mücadelesi Geçmiş Sayılar | Linkler | English | Forum | İletişim |