|
|
Maraş katliamının
25. yıldönümü!
Ahmet Can
Bundan 25 yıl önce, 24 Aralık 1978’de, faşist hareket
Maraş’ta cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından birini
gerçekleştirmişti. Bu katliamı daha sonra, Sivas’ta ve Aleviler ile
Sünnilerin bir arada yaşadığı başka Anadolu kentlerinde yaşanan şiddet
olayları izleyecekti. Maraş katliamı sadece hunharlığı ile değil, aynı
zamanda 12 Eylül askeri diktatörlüğünün bekleme odası niteliğini kazanan
sıkıyönetim ilanı ile de 1970’li yılların sınıf mücadelelerinde bir dönüm
noktası niteliğini taşır. Maraş olaylarının dikkat çekici bir başka yanı da
şudur: aynen kendinden 40 yıl önce yaşanan 1938 Dersim katliamı ya da on beş
yıl sonra yaşanan 1993 Sivas Madımak katliamı gibi, Alevilerin gericiliğin
hedefi olduğu ve katledildiği bu olayda da CHP (1993’te CHP’nin kollarından
biri olan SHP) iktidar partisi idi. Alevilerin CHP taraftarlığının bedelini
kavramaları bakımından bu tarihsel olgu son derecede aydınlatıcıdır.
Aşağıda, 1978 olayları sırasında henüz gençlik çağında olan, o uğursuz
günlerde yaşananlara kendisi tanık olmuş Maraşlı bir işçi arkadaşımızın
kaleminden o günlerin kısa öyküsünü okuyacaksınız. Arkadaşımızın da
belirttiği gibi, bu katliamın hesabı mahkemelerde henüz doğru dürüst
sorulmuş değildir. Tarih bu büyük katliamın sorumlularını mutlaka
yargılayacaktır. Hem o katliamda can verenlerin anısına saygı, hem de Alevi
toplumunun gelecekte aynı tür saldırılara maruz kalmaması için önlem alma
zorunluluğu bunu gerektirmektedir.
Yüzlerce ev ve işyerinin yakılıp yıkıldığı ve
yağmalandığı, resmi kayıtlara göre 113 kişinin öldüğü, binlerce kişinin
yaralandığı Maraş Katliamı yıllarca belleklerden silinmeyecek.
Alevi-Sünni-Kürt-Türk vatandaşların birlikte yaşadığı olayların öncesinde
Maraş’ta gerek sivil, gerekse resmi faşistlerce geliştirilen ve halkları
birbirine kırdırmak için yapılan bir sürü oyuna tanık olduk. Katliam
belirtileri ilk Malatya’da ortaya çıktı ve denendi bunun için.
Malatya belediye başkanı olan Hamit Fendoğlu posta ile gönderilen bombalı
paketin patlaması sonucu gelini ve iki torunu ile birlikte yaşamını
yitirdiler. Devamında Pazarcık CHP İlçe Başkanı Memiş Özdal’a bombalı paket
gönderildi. Ancak paketi açmayan Özdal ölümden kıl payı kurtuldu.Yapılan
araştırmalar sonucu patlayıcı maddelerin Nükleer Araştırma Merkezi’nden
alındığı ortaya çıktı ve kuruluş kapatıldı, yöneticileri hakkında soruşturma
başlatıldı.
Maraş katliamından önce, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, başta Yörükselim
olmak üzere, Mağaralı, Serintepe, Dumlupınar ve Sakarya mahallerinde Alevi
ve solcu vatandaşların evleri kırmızı boyayla işaretlendi. Bu katliamın daha
önceden planlandığının en somut göstergesidir.
19 Aralık 1978’de Maraş’ta Çiçek Sineması’nın, o sırada gösterilen Cüneyt
Arkın’ın oynadığı “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi bahane edilerek Ökkeş
Kenger (Şendiller) ve bazı faşistlerce bombalanmasıyla olayların startı
verildi. Kendi yaptıkları bu olay üzerine sinemayı komünistlerin bombaladığı
propagandaları yapıldı. Kendi attıkları bombaya “misilleme” olarak Endüstri
Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapan TÖB-DER üyesi iki demokrat öğretmeni
katlettiler. Yine Yörükselim Mahallesi’nde bir kahveye önce patlayıcı madde
atıp daha sonra makinalı tüfeklerle tarayıp, kırmızı renkli bir arabayla
kaçtılar.
Gece saat 21:00 sıralarında yapılan bu saldırıda 77 yaşındaki Alevi Kijo
Dede yaşamını yitirdi. Doğan Dağ (30) isimli sol eğilimli bir ilkokul
öğretmeni de elinden yaralandı. Bu olaylara kadar da sürekli komünistlerin
camiyi bastığı, camiyi bombaladığı türünden bir sürü aslı astarı olmayan
propagandalar yaptılar.
23 Aralık’ta Kijo Dede için büyük bir cenaze töreni düzenlendi. 12 bin
insanın katılımıyla mezarlığa doğru yürüyüşe geçen kitleye daha bir
kilometre gitmeden sataşmalar ve taş atmalar başladı. Ulucami ve belediye
civarına gelindiğinde kitlenin üzerine apartmanlardan sandalyeler,
briketler, kaleden taşlar silahlar, camiden takunyalara varıncaya kadar her
şey atıldı. Bu saldırılardan dolayı daha fazla ilerleyemeyen kitle geriye
dönmek istedi ama her taraf çevrilmişti. O dönemde Maraş’ta görev yapan
POL-DER üyesi polisler kısıtlı imkanlarına rağmen çemberi yarıp kitlenin
tekrar Yörükselim Mahallesi’ne dönebilmesi için çok çabaladı. Mahalleye
döndükten sonra birçok insan yaralanmıştı. Gidebilenler evlerine gittiler,
diğerleri mahallede kaldılar. Artık gece silah sesleri geliyordu. Camilerden
yapılan anonslarda olaylarda komünistler ve Aleviler tarafından öldürülenler
için toplanılması ve intikam alınması isteniyordu.
Gelişmelerden tedirgin olan Alevi ve solcu vatandaşlar CHP ve diğer sol
partiler, demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile birlikte vali,
emniyet müdürü ve jandarma alay komutanı ile görüşerek tedbir alınmasını
istediler. Ancak yetkililerin “Biz büyük bir devletiz, bütün önlemler
alınacak, herkes rahat olsun, gereken her şey yapılmıştır, herkes bundan
emin olabilir” sözlerinin söylendiği sırada silah sesleri gelmeye devam
ediyordu. Sabaha kadar da susmadı. Sivil faşistler saldırıya geçtiler.
Yörükselim Mahallesi’ne her taraftan saldırıyorlardı. Herkes sokaktaydı.
Karşımızdaki yoldan üzerimize mermi yağıyordu. Bir tarafı askeriye olan
Devlet Hastanesi yolunda yüzlerce kişi ellerinde sopalar, demirler,
baltalar, kılıçlar ve silahlarla saldırıya geçtiler. Ellerindeki MHP
bayraklarını sallıyor, “Komünistlere ölüm! Alevilere Ölüm! Komünistler
Moskova’ya! Milliyetçi Türkiye!” diye bağırıyorlardı. O sırada yanımızdan
geçen tankı durdurduk, üzerinde Türk bayrağı asılıydı, içinden çıkan subaya
sorduğumuzda, “Sizler evinize gidin, biz sizi koruyacağız” dedi. Ama ne biz
evlerimize gidebildik, ne de onlar bizi korudu.
Artık her taraftan silah sesleri, dinamitler ve çeşitli patlayıcı sesleri
geliyordu. Mahallenin dışındaki evlerin birçoğunu ateşe verdiler,
yağmaladılar, evlerini terk etmeyenleri kılıçlarla, silahlarla öldürdüler.
Ancak evini bırakarak mahallenin orta bölgelerine doğru gelen kişiler
hayatını kurtarabildi. Saldırılar bütün gün ve gece devam etti, kimse
uyumuyor, herkes devletin görevlilerinin gelip kendilerini kurtarmasını
bekliyordu. Tabii kimse gelmedi. Devlet ortalıkta görünmüyordu. Dönemin
İçişleri Bakanı CHP’li İrfan Özaydınlı gece televizyonda yaptığı konuşmada
her şeyin devletin kontrolünde olduğunu söylüyordu. Ne kontrol ama! Yine
aynı bakan katliamın solcuların tahrikleri sonucu çıkmış olduğunu söyledi ve
MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ile görüşerek alınacak önlemleri konuştu.
Maraş’taki katliamı yerinde incelemek üzere gelen devlet erkanı ise
ülkücüler tarafından Maraş’a sokulmadı, şehrin girişinde silahlı saldırıya
uğradı. Dönemin Sağlık Bakanı Mete Tan da karayoluyla Maraş’a giderken
Türkoğlu ilçesi yakınında silahlı ve taşlı saldırıya maruz kaldı.
Saldırılar sadece mahallelere değil Sağlık Müdürlüğü binası, YSE binası,
Çarşı Karakolu vs. gibi yerlere de yapıldı. Askerlere sığınanlar askerlerin
elinden alınarak öldürüldü. Sağlık ocaklarına, hastanelere getirilenler yine
ülkücüler tarafından silahlarla taranarak öldürüldü. Ambulans şoförleri,
yaralıları hastaneye taşımaya çalışan kişiler, saldırıya uğradı, öldürüldü.
İnsanlar evlerinde diri diri yakıldı. Kadınlara tecavüz edildi. Çocukların
kafaları koparıldı. Birçok Alevi ve solcu olduğu bilinen köye saldırılar
yapıldı.
Olaylar sonucu sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında, devletin güvenlik
görevlilerinin raporlarında, basının olaylara ilişkin haber ve
fotoğraflarında, olayla ilgili Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde görülen davanın
gerekçeli kararında katliamı planlayıp uygulayanlar olarak MHP, Ülkücü
Gençlik Derneği ve MİSK gibi yasal parti ve kuruluşlar ile ETKO,
Kontrgerilla gibi illegal örgütlerin adı geçmekteydi.
Ayrıca katliamdan önce Maraş’a gelen birçok tanıdık isim de vardı. Bunlardan
bazıları Haluk Kırcı, Ünal Ağaoğlu gibi birçok cinayetten sorumlu namlı
faşistlerdi. Binlerce kişinin yaralandığı, 113 kişinin hayatını kaybettiği,
600 ev ve 300 işyerinin yakıldığı, tahrip edildiği olayların ardından Adana,
Maraş, Antep, Adıyaman ve Hatay illerinde Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı
Askeri Mahkemesi’nde 1979 Haziranında 804 sanık hakkında dava açıldı. 8
Ağustos 1980 günü sonuçlanan davada 29 sanık hakkında ölüm cezası verilirken
7 kişi de müebbet hapse mahkum oldu. 379 sanık beraat ederken, diğer
sanıklar çeşitli cezalara çarptırıldı. Ancak Yargıtay kararı bozdu ve
ardından yeniden yargılama başladı, bu yargılama sonucunda 12 Eylül askeri
cuntasının da araya girmesiyle, davanın seyri değişti. Olayların Alevilerin
ve solcuların ağır tahriklerinden kaynaklandığı sonucuna varıldı, tutuklu
sanıklar tahliye edildi, en ağır ceza olan idam cezaları azaldı, hafif
cezalarla ve beraat kararlarıyla dava bitirildi. Yine faşist darbeciler
Maraş’ın sorumlularını değil, yakınlarını kaybedenleri, mağdurları gözaltına
aldı, işkence yaptı, yargıladı ve son derece ağır cezalara mahkum etti. Yani
Türkiye’deki “ilahi adalet” bir kez daha görevini yaptı.
Maraş Katliamı bu yanıyla sıkıyönetime ve ardından da 12 Eylül faşist
darbesine giden yolu açtı. Katliamı MHP’li, ÜGD’li faşistler ve resmi
faşistler birlikte gerçekleştirdi. Katliamın sorumluları olan faşist çeteler
ödüllendirilirken, mağdur olan Aleviler, solcular ve devrimciler
cezalandırıldı. Devrimcilere ve sosyalistlere yönelik sıkıyönetim terörü
başlatıldı.
Maraş olayları ile başlayan ve sıkıyönetimle birlikte 12 Eylül cuntasına
kadar gelişen olaylarda amacın Maraş’taki solcuları, Alevileri katletmek,
göçe zorlamaktan ibaret olmadığı, grevlerin, direnişlerin, işçi sınıfının,
emekçilerin, özgürlük ve eşitlik mücadelesi verenlerin mücadelesini ezmek
olduğu kısa sürede görüldü. |